Markar ESAYAN

Markar ESAYAN

Serbestiyet
Yazarın Tüm Yazıları >

Ağaç...

A+A-

Tahakküme soyunanlar önce dili ele geçirir. Seküler bir Babil Kulesi inşa ederken, insanların kendi dilini değil, tahakkümün dilini kullanmasını isterler. Uzun zamandır kullandığımız ve bildiğimiz kelimeler o eski anlamlarını ifa etmez olur. Birbirleriyle muhabbet edemeyenler, direnirken bile tepede üretilen dili çoğaltmış olurlar. Dilin ele geçmesiyle zihinler ve düşünme biçimleri de işgal edilir. Dil, bulaşıcı bir hastalığı her bir zihne kelimelerle yayma işlevi görür.

Böylelikle bu oyunun farkında bile olsanız, kendinizi anlatmak, hatta bir sözcüğü 'doğru' ifade edebilmek için bile sürüsüyle cümle kurmanız, yol temizliği yapmanız gerekir. Kaldı ki çokları dildeki bu sorunun farkında olmadan, problemin ne olduğuna dair enerji harcarlar. Dil iletişimi sağlayamaz hale geldiğinde, çaresizlik, haksızlığa uğramışlık hissi kişiyi ve toplumu şiddete eğilimli hale getirir.

Anlaşmak zaten zordur. Mesela 'ağaç' kelimesinin zihinlerde oluşturduğu anlamlar demeti, dünyada yaşayan her bir insan kadar farklı olacaktır. İnsanların, kendi zihinleriyle kısıtlı dış dünya algılaması ile anlaşabiliyor olmaları bile başlı başına bir mucizedir.

Ama o ağaçtan, mesela bir masa yaparız ve onun üzerinde dünyadaki her insan gibi yemek yediğimizi, masanın bu işe yaradığını biliriz. Aynı sonucu veren doğa kanunları ve ürettiğimiz bu türden araç gereçlerin aynı işe yaraması ile aslında bir noktaya kadar gerçekliği kavrayabildiğimizi sınamış oluruz. Tamamen çaresiz ve kör değilizdir. Lakin gerçekliğin tamamına hakim olduğumuzu düşünmek de hatalıdır. Faşizm gibi her türlü totaliter zihniyetin altında bu yanılgı yatar.

Çocukluğumda aklımı kurcalayan bir soruydu bu ve aklımı kaçırdığımı düşünmesinler veya alay etmesinler diye bu soruları başkasına soramazdım. Kullandığım bir kelime, arkadaşıma nasıl, hangi anlama tekabül ederek ulaşıyordu? Benim gördüğüm şu sokağı, arkadaşım nasıl görüyordu? Bir sürü yanlış anlamanın ve çatışmanın ortasında doğmuş olmanın bir sonucu olmalıydı bu merak.

Sonra büyüdüğümde gördüm ki, görecilik, dil ve iktidar arasında derin bir bağ var ve bu paradoks felsefenin ana konularından birisi olmuş çoktan. Yalnız veya bir kaçkın olmadığımı anlamak güzeldi ama 'sorun' hala orada duruyordu.

Acaba bu sadece olumsuz anlamda ele alacağımız bir dilemma mıydı? Sanki tüm insanların, hem de her birinin eşsiz olmasından hareketle birer microcosmos olarak ilişkiye geçmelerini mecbur tutan bir kuraldı bu. Yani, bir ağacı gerçeğe en yakın şekilde kavramak için diğer insanlarla birlikte olmaya mecburduk. Körlüğün devası diğer insanlara açılmak, muhabbet etmekti. Dil de muhabbet ettikçe bizim olurdu ve hiçbir mühendislik muhabbet eden insanların dilini uzun süre işgal edemezdi. Çünkü bizlerin dili tamamlayan, ama yazılı sözlü olmayan başka iletişim yollarımız da var. Kant'ın duyusal akıl dediği şey olmalı bu. Konuşurken, dil kifayetsiz kaldığında, karşındaki kişinin omzunu sevgiyle sıvazlamak binlerce sözden daha etkili olabilir ve o anda dilde de bazı anlamlar tamir olur. Hislerimiz, duyularımız, içgüdülerimiz çok önemlidir.

Ülkemizde değerli bir imkan var. Bunu oldukça önemsiyorum. İnsanlar Batı toplumunun aksine, en azından orada olduğundan daha ileri bir noktada birbirleri ile ilişki içindeler. Kentleşme ve ailelerin küçülmesi buna bir tehdit ama, en azından Ramazan vesair önemli günlerde birarada olma, dayanışma ve yardımlaşma geleneği devam ediyor. Bu toplumun huzuru, bireyin mutluluğu ve bize ait bir dili korumak adına en önemli sigortalardan birisi. Bunu üzerine titremek gerekir.

Geçenlerde yazmıştım. İnsanın arada sırada yalnız kalabilmesi için bile topluma ihtiyacı vardır. Özgür birey olmanın karşılığı toplumdan veya cemaatten kaçmak, dünyayı üzerine kilitlemek değil, o yapı içinde bireyleşme, özgürleşme kavgasını vermektir. Öte yandan tek tip insan yetiştiren yapılar cemaat değil, hapishanedir ve insan asıl kendini orada terk edilmiş hisseder. Çünkü her insan biriciktir ve bu biricikliğin ürününü topluma göstermeden huzurlu olamaz.

Gördüğünüz gibi, pek çok kavram,

olgu ve kelime üzerinde birbirimizle daha çok konuşmaya ihtiyacımız var. Başkalarını kendimize benzetmeye çalışmak kadar cahilce bir şey olamaz. Mümkün değil,

ama olsaydı bile, size yüzde yüz benzer yedi milyar insanla yaşamak ne kadar korkunç bir şey olurdu. Belki de cehennem öyle bir yerdir.

Hasılı, yapan iyi yapmış, ona karşı kavga verenler de kaybetmeye mahkum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.