1. HABERLER

  2. MAKALELER

  3. AFPAK Bölgesinde İslamcı Politikalar
AFPAK Bölgesinde İslamcı Politikalar

AFPAK Bölgesinde İslamcı Politikalar

Bu makalede, Pakistan ve Afganistan’a odaklanarak, 2011’den beri Güney Asya’da yer alan hem ana akım hem de militan İslamcı siyasetin parçalanmış yapısını incelenecektir.

A+A-

Ana akım siyasi partilerden hareketle, özellikle, bir dini rütbesi olmayan Müslümanlar tarafından yönetilen Cemaati İslami ve Sunni Deobandi din alimleri tarafından yönetilen Cemaat-ı Ulema-i İslam’a odaklanılacaktır.Makaledeki anlatı yapısı içinde üç ana tema bulunmaktadır.Birincisi ana akım İslamcı siyasi partilerin seçimlerdeki kaderi. İkincisi, Pakistan Ordusunun ve Afganistan ve Keşmir’de operasyon yapan “vekil” militanlarla arasındaki bağlar.Üçüncüsü ise, Güney Asya’daki militanlar ve Orta Doğu arasındaki ilişkiler.

PAKİSTAN’DAKİ ANA AKIM PARTİLER VE VEKİLLERİ

Bu inceleme için üç aktör kümesi, öncelikli bir öneme sahip. Bunlardan birincisi periyodik seçimlere dahil olan siyasi partiler. Yukarıda da belirttiğim gibi özellikle Cemaati İslami ve Cemaat-ı Ulema-i İslam’a odaklanacağım. İkinci küme seçim siyasetini reddeden ve medrese temelli eğitimi ve Müslüman misyoner aktivitelerini savunanları içeriyor. (İlk iki kümeyi birlikte ele alıyorum.)Üçüncüsü ise, hem seçim siyasetini hem de ana akım misyoner eğitimini reddeden ve amaçlarını gerçekleştirmek için şiddete başvuran gruplardır.

ANA AKIM:

1947’de Pakistan’ın kurulmasından kısa bir sure sonra, Cemaati İslam ve Cemaat-ı Ulema-i İslam liderleri İslam ve modern devlet arasındaki ilişki konusunda farklı fikirler dile getirdiler. Hangi grubun denetleyici olacağı konusunda anlaşmazlık yaşadılar. Cemaati İslam dini bir rütbesi olmayan Ebu’l A’lâ el-Mevdudî gibi Müslüman entelektüel bir ismin devrime öncülük yapabileceğini öne sürerken, Cemaat-ı Ulema-i İslam ise Deobandi medreselerinde eğitim almış din alimlerinin özel bir rolünün olması gerektiğini savunuyordu.Pakistan’ın 1947’de kurulmasından sonra en az on yıl boyunca, Cemaati İslami lider kadrolarını Pakistan’da üniversite eğitimi alan bürokratik, yasal ve profesyonel elitlerden oluşturdu. Bununla bağlantılı olarak Aralık 1947’de, Said Ramazan adında bir Mısırlı Müslüman Kardeşler üyesinin (Hasan el Benna’nın damadı) yardımıyla grubun öğrenci ayağı oluşturuldu. Parti yıllar boyunca kalabalık seçim arenasında mücadelesini sürdürdü. Fakat Cemaati İslam’ın seçim siyasetine katılma kararında birçok zorluk söz konusuydu. 1958’den sonra partinin aday göstermeye karar vermesi parti içinde bölünmelere yol açmıştır.

1965 yılında Mevdudî kadınların siyasetteki rolü konusundaki duruşunu değiştirerek,devlet başkanlığı konusunda Muhammed Eyüp Han’a meydan okuma teşebbüsü karşısında Muhammed Ali Cinnah’ın kız kardeşi Fatıma Cinnah’ı destekledi. Fatıma Cinnah bu seçimlerde başarısız oldu fakat 1960’larda açıkça görüldüğü gibi, öğrenci siyaseti sahası içindeki bölünmeler (Eyüp Han tarafından sessiz sedasız desteklenen sol karşıtı gruplarla birlikte), Karaçi Üniversitesive Lahor’daki Punjab Üniversitesi’de birçok seçim zaferini garanti altına almış oldu.

Fakat kampüs dışında Cemaati İslami’nin seçim performansı oldukça düşüktü.Bunun bir nedeni Eyüp Han’ın yoğun baskı kampanyasıydı. Seçimlerdeki bu zayıflık özellikle, Cemaati İslami’nin mecliste sadece dört koltuk alabildiği1970 seçimlerinde açık bir şekilde görünmeye başladı.1970 seçimlerini Cemaat-ı Ulema-i İslam ise, millet meclisinde yedi koltuk ve Pakistan il genel meclisinde dokuz koltuk elde ederek, görece daha iyi durumda tamamladı.

1960’ların sonlarında ve özellikle 1970 seçiminden sonra, Cemaati İslami’nin ana akım ve militan siyaseti değişmeye başladı. Partinin öğrenci kanadından bazı üyeleri, Doğu Pakistan’daki kampüsler içinde Bengal özgürlük güçlerini bastırmak için El Bedir olarak bilinen devlet destekli bir milis kuvveti oluşturdular.

1950’ler ve 1960’larda ise hem Cemaati İslami hem de Cemaat-ı Ulemai İslam,Pakistan ordusu ve sivil liderleri ile aralarındaki belirli mesafeyi sürdürmeye çalıştı.Fakat 1971’de Pakistan’ın bölünmesi ile bu mesafe ortadan kaybolmaya başladı.

Pakistan içinde, ne Cemaati İslami’nin ne de Cemaat-ı Ulema-i İslam’ın militanlığa doğrudan dahil olduklarına dair bir vurgu yapılmaması çok önemli. Militanlığın geçerli formları,Doğu Pakistan’da El Bedir,Keşmir’de Hizb-ül Mücahidin,Afganistan’da Hizbi-i İslami ve Punjab, Karaçi ve Belucistan’da Şii karşıtı Deobandi vekilleri Leşker-i Cenkvi gibi Cemaati İslami vekilleri aracılığıyla yürütülüyor.

Aslında bu merkez sağ siyasi alanı içinde bile, Cemaati İslami ve Cemaat-ı Ulema-i İslam gibi dini partilerin genellikle destekleyici rolü oynadığını aklımızda tutmalıyız. Yine de 1987 yılının başlarında Cemaati İslami lideri olarak MianTufail Mohammed’den sonra gelen Gazi Hüseyin Ahmed, partisinin temelini“öncü kuvvet” yöneliminin ötesinde, daha geniş bir sosyal, ekonomik ve siyasi kaygılar güden kitlesel bir yapılanma olması için büyük bir çaba gösterdi.

1990-1993 yılları arasında, hem Cemaati İslami hem de Cemaat-ı Ulemai İslam, Pakistan Müslüman Birliği’nden Navaz Şerif tarafından yönetilen merkez sağ koalisyona katıldı. İttihat-i Cumhur-i İslami olarak bilinen bu koalisyon,Pakistan Kuvvetler arası İstihbarat Servisi’nin yardımıyla 1988 yılında, Benazir Butto gibi sol kanat halkçıların geri dönüşünü engellemek için kuruldu. Fakat1988 seçimlerinde Benazir Butto 93 koltuk alarak koalisyonu mağlup etti.

Ancak iki yıldan az bir süre sonra Benazir  Butto hükümeti sona erdi. Bir sonraki seçimlerde de koalisyon, 106 koltuk elde ederek, kolayca galip geldi. Bu seferde, Cemaati İslami’ye Navaz Şerif kabinesinde yer verilmedi. Aslında koalisyonda çok uzun sürmemişti. 1993’te Navaz Şerif hükümeti de sona erdi. Bu sefer Benazir Betto, Cemaati İslami’ye sadece üç koltuk ayırarak, iktidara geri geldi.

Son olarak, Butto hükümetinin 1997’de ikinci kez iktidardan düşmesinden sonra, Cemaati İslami Pakistan’ın “yozlaşmış” seçim sistemini kötülemeyi ve boykot etmeyi tercih etti. Onlara başka partiler de katıldı ve Navaz Şerif tek parti olarak iktidara geldi. 1999 yılında ise Navaz Şerif, Pervez Müşerref tarafından alt edilince hem Cemaati İslami hem de Cemaat-i Ulemai İslami için seçim kaderi yeniden canlandı. Cemaati İslami ve Cemaat-i Ulemai İslam, 2002 seçimlerinde45 koltuk elde ederek, Müttahida Meclis-i Amal olarak bilinen yeni bir dini ittifak kurdu. Fakat 2006’dan sonra Sünni bir paralel yargı yapısı oluştu. Müttahida Meclis-i Amal, tövbe etmeyen, din değiştiren erkeklere ölüm cezası verdi. Bugün bile hala Pakistan’da din değiştirmeyi yönetecek bir yasa yok. Aslında İslamlaştırma ajandası yavaşladıkça, Müttahida Meclis-i Amal sosyal ve ekonomik reformu sağlamak adına daha pragmatik bir program inşa edebilmek için kendi dini platformundan vazgeçti.Müşerref’in siyasi kaderi zayıflamaya başladıkça, Müttahida Meclis-i Amal’in seçimlerdeki pozisyonu da düşmeye başladı. Ve 2008 seçimleri sırasında Müttahida Meclis-i Amal iktidardan düştü. Son olarak2013 genel seçimlerinde, hem Cemaati İslami hem de Cemaat-i Ulemai İslami, 1970’den beri onlara en iyi seçim performansını sınan figürlere geri döndü. Toplam oyların %5’ini alarak,Cemaat-i Ulemai İslami 15, Cemaati İslami ise 4 koltuk elde etti.

Son yıllarda seçimlerdeki başarısızlıklar İslam’a yakın genç vatandaşları Cemaati İslami’den ve Cemaat-i Ulemai İslami’den uzaklaştırdı. Bazıları, İmran Han tarafından yönetilen Pakistan Tahreek-e Insaf (Pakistan Adalet Hareketi)Partisi gibi yeni merkez sağ partilerini denemek istedi. Bazıları, parti ve hareket

arasındaki ayrımı hatırlatarak, Müslüman sosyal gelişme hareketlerine yöneldi.Ve birçoğu da, her zaman değil ama genellikle Pakistan Ordusu ile işbirliği içinde olan militan örgütlerin yolunda ilerlemeye devam etti.

MİLİTAN

Cemaati İslami ve Cundullah gibi terörist gruplar arasındaki ilişkiyi, aynı Cemaat-I Ulemai İslam’ın ile Taliban gibi isyancı gruplarla arasındaki ilişki gibi,çözmek oldukça zor. Benim Taliban ile ilgili üzerinde durmak istediğim şey, Pakistan

Ordusu’nun “iyi” ve “kötü” Taliban diye bir ayrımda bulunması. Ayrıca“kötü” Tehreek-e Talibtan Pakistan’ın belirli unsurları ile Cemaati İslami’nin Cundullah gibi yan kuruluşları arasındaki bağlantıyı da ele alacağım.

Üyelerinin “Afgan” Taliban olarak bilindiği grubun lideri, el Kaide lideri Usema bin Ladin’i Afganistan’da saklamasıyla bilinen Molla Ömer’di. Yıllar boyunca Molla Ömer’den gelen herhangi bir rehberlik olmadan, Afgan Taliban liderliği Afganistan’daki seçim hükümetiyle yaşanan iç savaş müzakerelerini sürdürdü.

Pakistan Afgan hükümeti ve Afgan Talibanı ile görüşmeleri desteklese bile, Pakistan Ordusu “kötü” Tehreek-e Taliban Pakistan olarak gördüğü grubu ortadan kaldırmayı amaçladı.

2007 yılında farklı birçok Tehreek-e Taliban komutanı tek bir Tehreek-e Taliban Pakistan grubu altında, Beytullah Mehsud liderliğinde bir araya getirildi.2009’da Beytullah, ABD tarafından bir insansız hava aracı ile öldürüldüğünde, grup liderliği Hakimullah Mesud’a geçti. Beytullah ve Hakimullah tarafından yönetilen büyük saldırılar, Tehreek-e Taliban Pakistan’ın devlet karşıtı yapısını açık bir şekilde gösteriyor. Fakat Hakimullah da aynı Beytullah gibi, 2013’te,ABD tarafından gönderilen bir insansız hava aracı tarafından öldürüldü. Böylece liderlik, Nobel ödülü sahibi Malala Yusufzay’a yönelik gerçekleşen saldırıyla tanınan Fazlullah’a geçti. Fazlullah’ın seçilmesi grup içinde çatlaklara neden oldu.Bunun başlıca nedenlerin beri onun Mehsud soyundan ve Deobandi geleneğinden gelmemesiydi.

Aslında Fazlullah yerine düşünülen diğer bir isim ise Güney Vezfiristan’dan Han Said (Sajna Mehsud)’di. Mehsud Molla Ömer’e bağlılğını defalarca dile getirdi.Fakat daha sonra ortaya çıktı ki kendisi Molla Ömer’den ziyade, Ebu Bekir el Bağdadi ve İslam Devleti’ne bağlıydı.

IŞİD 2013 yılında, Suriye’de, el-Kaide’nin Nusra Cephesi olarak bilinen bir kolunun ortaya atmasıyla, Usama bin Ladin’den sonrası için, Eymen el-Zevahiri ile Ebu Bekir el Bağdadi arasında bir liderlik mücadelesi gerçekleşmesiyle ortaya

çıktı. El Bağdadi Nusra Cephesi’ni, kendisinin yönettiği yeni kurulan örgüt İslam Devleti içinde sönümlemek istiyordu. Fazlullah Tehreek-e Taliban Pakistan liderliği için yarışa girdiğinde, rakibi Han Said yenilgiye uğradı. Böylece diğerlerininde kendisine el Kaide – İslam Devleti rekabeti içinde bir yer bulması gerekti.

SONUÇ

Devlet karşıtı militan örgüt Tehreek-e Taliban Pakistan’a takdirini iletmesinden sadece birkaç ay önce, Cemaati İslami lideri Münevver Hüseyin, Mısırlı Müslüman Kardeşler lideri Muhammed Mursi ile, önce Kahire’de sonra ise İslamabad’da görüşmeler gerçekleştirdi. Fakat Sirac-ül Hak’ın seçilmesiyle, Cemaati İslami, Tehreek-e Taliban Pakistan’a yönelik desteğini geri çekti.

Yine de Pakistan’daki Cemaat deneyimi ile Mısır’daki Müslüman Kardeşler arasında bir fark var. Pakistan’da militan vekiller Cemaati İslami’yi ordudan ayrı tutmuyor, Pakistan’ın Hindistan’a yönelik rekabetinde, İslamcılık ve Ordu birlikte çalışıyor.

Güney Asya’da, hem siyasi partiler, hem dava hareketi hem de militan örgütler bağlamında, yekpare bir İslami mevcudiyet olduğunu söylemek imkansız.Aksine, derin rekabetçi bir İslamcı siyasi alan söz konusu.

Ana akım İslamcı partilerin seçimlerdeki başarılarının düşmesi bu değişimi açıklamakta yeterli değil. Ana akım ve militan siyaset arasında basit bir ayrım yapmak, militan örgütler ile ve onlara karşı çalışan siyasi partilerle ilgili asıl dinamikleri anlamak için yardımcı olacaktır. Devlet yönelimli partiler ve devlet karşıtı isyancılarla ilgili kesin bir tanımlama yapmak için henüz çok erken. Fakat IŞİD’in yükselmesi, daha tutucu bağlarının olduğu açık bir şekilde göstermiş oluyor. Ana akım partiler, askeri aktörler ve vekil militanlar arasındaki işbirliği meselesi çözülseydi, İslamcılık Güney Asya’da şiddete yönelmek yerine daha “normal” şekilde ilerleyebilirdi.

                                                          - Matthew J. Nelson, SOAS,University of  London -


 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.