1. YAZARLAR

  2. Hilâl Kaplan

  3. Adını 'kutuplaşma' koydum
Hilâl Kaplan

Hilâl Kaplan

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Adını 'kutuplaşma' koydum

A+A-

 'Hatırlanmak bile istenmeyeceksin.

Yatacak yerin yok, bilesin.

Tükürmesinler diye mezar taşına, toma bekleyecek başında.'

Ulusalcı yazar

***

'Başbakan'ı idam sehpasına götürürlerken üzüleceğim. Demokrat olduğum ve idama karşı olduğum için. Ama 'Allah'ın sopası yok' da diyeceğim.'

Troçkist yazar

***

'Yarının Türkiyesi'nde AKP'yle teması olan hiçbir kurum, kuruluş ve yapı kalmayacak. Erdoğan'la birlikte hareket eden bütün yapılar, buna cemaatler ve tarikatler de dahil, tasfiye edilecek.'

Gülenci yazar

***

'Ecelinizle ölmeyeceksiniz, acılar içinde öleceksiniz. Sanmayın huzur bulacaksınız, kaçacak delik arayacaksınız.'

Tikican radyocu

***

'Hoşgörünün de sınırı var. Pazartesiden itibaren AKP'li olduğunu tesbit ettiklerimin tazminatını verip işten çıkarıyorum. Başbakan bakar artık!'

En tikican modacı

***

Yukarıdaki satırlar, sadece son üç gün içinde, 'diktatörün ülkesi'nde dile getirildi.

Meydanlarda Başbakan Erdoğan için ağız dolusu hırsız hatta katil diyenleri, 'Erdoğan'a 'Sayın' diye hitap edilmeyecek' genelgeleri yayınlayan muhalefet partilerini, 'uzun adam' ölsün, evlerimize ateş düşsün diye şevkle dua edenleri, 'Gazanız mübarek olsun' demediği eksik kalmış çağrısıyla kitleleri barikata çağıran sermayecileri de unutmayalım.

Mezarına tükürmekten, idamdan toplu tasfiye etmeye kadar geniş bir seçenekler skalasıyla bizi yüz yüze bırakan bu güruh ve geldikleri kesim matine suare 'Başbakan toplumu bölüyor' tiradı atmasını biliyor.

Sözde iman hizmeti derdindeki hocalarının, taziye mesajlarını bile Alevi-Sünni diye ikiye böldüğü bir ülkede 'Eyvah kutuplaştık' edebiyatı yapıyorlar.

Yukarıdaki cümlelerin herhangi birini, AKP yerine CHP'yi veya Gülencileri, Başbakan Erdoğan yerine de Kılıçdaroğlu veya Gülen'i koyup okuyun ve kendinize sorun: Bu cümlelerin öznesi Erdoğan ve Ak Parti olmasaydı, değil Türkiye'de, dünyada nasıl karşılık bulurdu?

Tehdit ve imhadan başka çıkar yol tanımayan bu dilin, yok etmek istediklerindeki karşılığının hâlen tehdit ve imha olmaması bile az şey midir?

Evet, siyasetin alanı antagonizmaların altını daha da net biçimde çiziyor, belirginleştiriyor. Safların sıklaşması, siyasetçinin işine yarıyor. Lâkin işin şirazesinden çıkma sebebi bu değil.

Bu tehditkâr ve hakaretâmiz dili çoğaltanların, ötekine 'efendilik' taslayan duruşlarını sorgulamadan, ayrışmadan veya ötekileştirmeden söz edilmesi abestir. Ancak alışkanlıklar kolay geçmiyor. Doksan yıl boyunca bu dili kuranları önder benimseyip, bugün küçümsedikleriniz tarafından yönetilmeyi ve anlaşılan daha uzun bir süre daha yönetilecek olmayı içine sindirememe hali söz konusu.

Kutuplaşma, her şeyi açıklamaya yarayan büyülü sosyolojik araçlarımızdan bu ara. Bunun bir de 'Başbakan toplumu kutuplaştırıyor' versiyonu var ki her türden siyasî ahlâksızlığa deva. Fakat hasbelkader otuz yıldır bu ülkede yaşayan bir sosyolog olarak baktığımda, ben bu kadar 'pürüzsüz' analiz edilecek bir hal ve şerait göremiyorum. Bugün 'kutuplaşma' diye sunulanın ardındaki 'kutuplaşamama tarihi'ni görmezden gelemiyorum.

2000'lerin Türkiyesi, pek çok tanımın yanı sıra, ilk kez çevrenin merkeze yürüyüşünün durdurulamadığı bir dönem olarak tarihe geçecektir. Ancak öncesini hatırlayın. Laik-Türkçü-Atatürkçü dışında kalan tanımlara ve siyasî hareketlere hayat hakkının tanınmadığı yılları anımsayın. Kendisini bu 'kutsal üçlü' dışında tanımlayan kesimlerin hem siyasal hem de hukuk alanında karşılık bulamadığı, zindanlarda boğulduğu veya 'yüce yargı'ca kapatıldığı, özetle 'madun' kılındığı zamanları göz önüne almadan bugünü anlayamayız. Zira toplumdaki en sarih kutuplaşmaların yaşandığı, en acı dolu yarıkların açıldığı dönem aslında o yıllardı.

Ama efendilik taslayan kutup hariç, diğerlerinin sesi de yoktu, sözü de yoktu. Dolayısıyla 'kutuplaşma' da yoktu, çünkü biri hariç ortada başka 'kutup' yoktu.

Dolayısıyla Ak Parti iktidarına kadar esasen 'tek kutuplu' bir ülkede yaşadığımızı teslim etmeden, sanki tarihimizdeki en kesif ayrışmaları yaşıyormuşuz gibi yapılan ajitasyonlara kapılmak zor. Ancak bunu özellikle devlet oluk oluk çocuk kanı akıtırken 'terörist'lere karşı devletin safını seçmiş 'Türkiye Türklerindir' medyası yapınca, midenizi bir bulantı kaplamaması zor.

Siyasî amaçları uğruna gençlerin ölü bedenlerini çekiştirenler, toplumsal olanı barikat-küfür-kaset-şantaj üzerinden rehin almaya çalışıyor. Ancak verilen karşı tepki hâlâ -çok şükür ki hâlâ- mitinge veya sandığa gitmekten ibaret. Buna rağmen gördükleri muamele, seçim standlarının talan edilmesi, 'hüloooğ' ve bilmem nerenin kılı şaklabanlıkları, biatçı aşağılaması, makarna-kömür analizleri olsa da…

Velhasıl, kutuplaşamama tarihimizi ve aktörlerini göz önünde bulundurmadan, kutuplaşma söyleminin neye hizmet ettiğini anlayamayız.

Önceki ve Sonraki Yazılar