1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Adalet Yürüyüşünüz Güven Vermiyor
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Adalet Yürüyüşünüz Güven Vermiyor

A+A-

                              Mazideki adaletsizliklerinden pişmanlık beyanında                                                 bulunmayanların bugün adalet taleplerine nasıl güveneceğiz?

Adalet, bütün semavi dinlerin gerçekleşmesini istediği evrensel bir kavramdır.

Bütün beşeri sistemler de adaleti savunmuş. En despot ve zalim yönetimler bile adalet karşıtı bir söylem içine girmemiştir; icraatları onun tersine olsa bile.

Adalet istemek herkesin hakkı ve görevidir ama adalet isteyen herkesin, herkes için adalet isteyip istemediği tartışılır.

Sayın Kılıçdaroğlu, iki haftayı aşkındır adalet talebiyle yürüyor. Talep güzel ama bu güzel taleple kast edilenin de güzel olup olmadığı hakkında ciddi kuşkular ve deliller vardır. Bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun elindeki‘adalet’ pankartını her gördüğümde aklıma ‘söylenen söz hakk ama onunla kast edilen maksat batıldır’ şeklindeki meşhur söz geliyor.

Neden mi?

İştir kişinin ayinesi lafa bakılmaz demişler kadim zamanlardan beri. Halkının Müslüman olduğu bir ülkede yasaklanmış olan tesettürü serbest bırakmak için 411 milletvekilinin oyuyla anayasa değişikliği yapılmıştı. Bu değişikliği CHP Anayasa Mahkemesine götürdü ve mahkeme de yetkisini aşarak değişikliği iptal etti.

11 Ekim 1998’de milyonlarca insan tesettür yasağına karşı  adalet, hukuk, demokrasi, eşitlik sloganları eşliğinde el ele yürüyüşünü yaparken Ecevit’in bu yürüyüşü ‘dinin siyasete alet edilmesi ve devlete karşı başkaldırı’ olarak nitelemesi karşısında CHP adalet talebinden söz etmedi. Bu gün adalet diye yürüyenler, dün adaletsizliğin ve zulmün öncüleriydiler.

Hayat ve madde değişim halinde olduğu gibi insan da değişim halindedir. Kılıçdaroğlu da değişmiştir diye itiraz edilebilir. Haklı bir itirazdır da. Ama bu itirazı destekleyecek veriler yok . Kılıçdaroğlu bir kez olsun kamuoyuna ‘biz geçmişte üniversite kapılarının önünde süründürülen, başları zorla açılan, okuma ve çalışma hakkı elinden alınan müslüman kız öğrencilerin ve hanımların hakkını savunmadığımız ve üstüne haklarını gasbettiğimiz için pişmanız. O gün adaletsizlik yaptık ama hatamızın farkına vardık ve bir daha bu tür haksızlıkları yapmayacağız ve hakkı yenilenlerden özür diliyoruz’ dedi mi?

Mazideki adaletsizliklerinden pişmanlık beyanında bulunmayanların bugün adalet taleplerine nasıl güveneceğiz?

Yarın iktidar olsalar, aynı adaletsizlikleri yeniden icra etmeyeceklerine nasıl inanacağız?

Elindeki herkes için lazım olan ‘adalet’ pankartıyla herkes için adalet istediğine nasıl güveneceğiz?

28 Şubat’ın karanlık günlerinde Çevik Paşa’nın bütün savcıları Ankara’da toplayıp onlara ‘destur’ mahiyetinde brifing verirken adalet deyip yürümeyenlerin, aksine bu brifingi destekleyenlerin bugün adalet diye yürümesine nasıl güveneceğiz?

Kılıçdaroğlu bir kez olsun o karanlık günlere olan desteklerinden pişmanlığını ifade edip özür diledi mi?İzhar-ı nedamet ve özür beyanının yokluğu, geçmişte yaptıklarının doğruluğuna inandığını göstermez mi? Mazide doğru yaptığına inanan, gelecekte onu tekrar etmez mi?

Refah-Yol hükümetinin düşürüldüğü, Refah Partisinin kapatıldığı, Saadet Partisinin kapatıldığı, Ak Partinin kapatılmak istendiği günlerde CHP adalet yürüyüşü yapmadı. Yapmadığı gibi bütün bu süreçleri destekledi.

Kılıçdaroğlu bir kez olsun çıkıp ben CHP’nin geçmişteki bu adaletsizliklerinden beriyim deyip beraatini ilan etmedi. Partisinin yakın geçmişteki adaletsizliklerinden beri olduğunu ilan etmeyeninin adalet yürüyüşüne nasıl güveneceğiz? Adaleti herkes için istediğine nasıl inanacağız?

Uzak geçmişe, Cumhuriyetin bidayesine gitsem, CHP iktidarlarının Müslümanlara yaptıkları zulümler saymakla bitmez. Kılıçdaroğlu bunların hiç birinsinden beri olduğunu, CHP’nin bu anlayış ve çizgiden uzaklaştığını ilan etmedi.

CHP’nin Kürd karnesi de adalet açısından unutulacak gibi değildir. Bir kaç örneği hatırlatarak yetineceğim.

Sayın Kılıçdaroğlu CHP’nin iktidar olduğu veya iktidarın kendilerine yakın olduğu dönemlerde Kürdlere karşı işlenen adaletsizlikleri eleştirdiğini ve bu mirası taşımayacaklarını hiç bir zaman açıklamadı.

Örneğin Kılıçdaroğlu, CHP Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un, “Benim fikrim ve kanaatim şudur ki, dost da düşman da bilsin ki, bu memleketin efendisi Türk’tür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsin” beyanından kendisinin ve partisinin beri olduğunu ilan etmedi.

Kılıçdaroğlu, Dersim katliamından beri olduğunu ilan etmedi. Dersim isminin geri verilmesi, Şeyh Said’in ve Said Nursi’nin mezarlarıının bilinmesi için adalet yürüyüşü yapmadı.

CHP’nin uyguladığı Şark Islahat Planı’nın adalet değil zulüm olduğunu bugüne kadar dillendirmedi.

1981’de “Türkiye’de Kürtler vardır, ben de Kürdüm” dediği için 15 ay hapis cezasına çarptırılan Şerafettin Elçi için hiç adaletten bahsetmedi.

CHP iktidarları döneminlerinde işlenen zulümlere binlerce örnek verilebilir. Kılıçdaroğlu, mezalim dolu mirasını hiç reddetmedi.

Sırtında taşıdığı mezalim dolu mirası reddetmediği sürece Kılıçdaroğlu’nun adalet talebi yürüyüşü, herkes için adalet istediğine dair güveni oluşturamaz.

İktidara da söylenecekler var:

FETÖ ile irtibatı olmadığı halde iltisaklı gösterilip işinden, aşından, eşinden ve özgürlüğünden olanların mağduriyetinin giderilmemesi, adalet ve yargının ve de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ‘Adalet’inin tartışılmasına ve sorgulanmasına neden olacaktır. Yüzde bir hata payı olsa bile, en basitinden bin insan mağdur edilmiştir demektir. 99 suçlunun yanına bir suçsuzu eklerseniz, adalet zedelenir.

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, FETÖ ile ilgili, “tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet” diye bir tanımda bulunmuştu. Doğru bir tanımdı. Bu tanıma göre ihanet içinde olan üst kesimin en kısa sürede yargılanıp hakkettikleri cezaya çarptırılmaları gerekirken, dini düşüncelerinden ötürü samimi olarak bu yapıya hizmet etmiş tabanı ayırmak gerekirdi. İşin perde arkasını bilmeden, inançları gereği oraya katılmış insanların tümünü darbecilerle aynı kefeye koymak, hem adaleti yaralar hem de siyaseten doğru değildir. Tabana da darbeci yöneticiler gibi davranılması, yüzbinleri bulan tabanın tümünün FETÖ’nün kucağına itilmesine yol açar ki, çok uzun dönemlere yayılan bir sorunun temelini oluşturabilir. Oysaki ibadet yönüyle tanımlanan tabanın ayrı tutularak kazarnılması gerekirdi ama ihanet ile ibadet aynı muameleye tabi tutuldu. Geçmişte de bu tür hatalar yapıldı. Yanlışlığı saptanmış yöntemlerin yeniden denenmesi, aklın kurallarına aykırıdır.

Bunlara bir de zikri ve fikri belli olan Perinçek’in, ‘Yargı son 50 yılının altın devrini yaşıyor’ sözlerini ekleyelim.

Doğu Perinçek, yargı süreci için altın devri nitelemesini yapıyorsa, adaletin altını oyan bir şeyler dönüyor olabilir.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum