1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Adalet şartı (2)
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Adalet şartı (2)

A+A-

Hz. Peygamber (s.a.) eşleriyle eşit şekilde vakit geçirir, harcamaları da öyle yapardı. Bir gün Hz. Ömer, Efendimiz’in eşlerine bir miktar mal gönderir. Hz. Aişe: “Ömer, bunu peygamberin bütün eşlerine mi gönderdi?” diye sorunca, malı getiren zat: “Hayır, Kureyşli hanımlarına gönderdi” der. Hz. Aişe şöyle der: “Allah’ın Elçisi, gerek maddi imkanlar gerek kendisi konusunda aramızda adil davranırdı”. Adam gidip bunu Hz. Ömer’e iletince, Hz. Ömer, bütün hanımlarına mal gönderir. Eşleri arasında olabildiğince adil davranan Hz. Peygamber (s.a.) buna rağmen şöyle niyazda bulunurdu: “Bu gücümün yettiği hususta yaptığım taksimattır. Rabbim, Sen gücümün yetmediği şeyi daha iyi bilirsin” (Ebu Davud, Nikah, 38; Tirmizi, Nikah, 42; Darimi, Nikah, 25). Bununla, diğerleri içinde birine kalbinin gösterdiği eğilime, ayni subjektif adalete işaret ettiği açıktır.

      Allame Tabatabai, eşler arasında mutlak adaletin sağlanamamasını öne sürüp çok eşli evliliğin olmadığını veya ortadan kaldırıldığını söylemenin dayanıksız olduğunu söyler. Kur’an-ı Kerim’in işaret ettiği husus, objektif adaletin sağlanmasıdır, erkeği günaha sokacak olan birine duygusal olarak eğilim duyması değil, diğerinin objektif haklarını çiğnemesidir. İsmail Hakkı Bursevi de, “Bir şeyin tamamı elde edilemiyorsa, hepsi terk edilmez” fehvasınca, insanın gücü dahilinde olmayan şeylerden sorumlu olmayacağını söyler ve şu hadisi zikreder: “Doğru olun, fakat tam olarak doğru olmaya gücünüz yetmez” (İbn Mace, Taharat, 4; Muvatta, Taharat, 36.)

      Çok evliliği neredeyse şartları yerine getirilmesi imkansız veya duruma göre ayıp, hatta suç bir fiilmiş gibi gösterenler, üstelik laik kamu otoritesinin bu evlilik şeklini yasaklayabileceğini söyleyenler, Katolik evlilik formunun veya Batılı hayat tarzının, kemalist inkılapların baskısı ve etkisi altında olan modern(ist) fakihler ve aydınlardır. Elbette zaruri hallerde birden fazla evlilik yapılabilir: Çocuk olmaması; sürekli hastalık; kadınlık görevini yerine getirmeye mani haller; yaşlılık; sevginin sona ermesi; boşanmayı gerektirmeyecek düzeydeki anlaşmazlıklar; erkek nüfusunu azaltan savaşlar; erkek ile kadın arasındaki dengenin kadınların lehine değişmesi; dul, yetim ve korunmaya muhtaç kadın nüfusunun artması vs. Ancak Hz. Peygamber’in Hz. Sevde ve Rafii bin Hadic’in örneğinde gördüğümüz üzere söz konusu ‘zaruri haller’ olmadan da, erkek ikinci, üçüncü, dördüncü bir eşle evlenebilir; “İslam’da zevk için, keyfi olarak çok eşli evlilik yoktur” hükmünü vermek dayanaktan yoksundur, hele bu tür meşru evlilikleri “zamparalık” olarak tavsif etmek haddi aşmak; bu evliliğin tarafların/eşlerin, onlardan doğan çocukların hak ve hukuklarını pervasızca ayaklar altına almaktır.

        Bu konuda aranması gereken iki şart vardır: Biri, erkeğin ve kadının söz konusu evliliğe özgür iradeleriyle karar vermeleri; özellikle ikinci eş olacak kadın veya kızın buna zorlanmaması; diğeri erkeğin eşleri arasında objektif adaleti tesis edebilecek maddi şartlara ve ruhsal formasyona sahip olduğuna inanması, kendine güvenmesi. Kamu otoritesinin müdahale edebileceği yegane alan rızaya dayalı olmayan evlilikler olabilir ancak. Bir kadın veya kız, rızası olmayan bir evliliğe zorlanıyorsa –zorlayan ailesi dahil olmak üzere, kim olursa olsun- devlet onu korumak durumundadır.

       Çok eşli evliliği yerine getirilmesi imkansız şartlara bağlayanlar ve hatta yasaklanabileceğini söyleyenler (mesela Kur’an Yolu yazarları; II, 16-17 ve 155), bir bakıma sadece Katolik Hıristiyanlığa ait bir evlilik şeklini İslam’ın tarihi hedefi ve İslam Şeriatının nihai maksadı konumuna çıkarıyorlar; Batılı devletlerin baskısı altında laikliği toplumlarına empoze eden laik devletlerin resmi görüşünü ve ideolojisini tekrar ediyorlar.

       Kabul etmek lazım ki, bir kadının üzerine ikinci bir eşin gelmesi kolay değildir; ancak herkesin bir sınavı olduğu gibi bazı kadınların da sınavı budur. Nasıl erkek adaleti temin etme konusunda çetin bir sınavdan geçiyorsa, kadın da çetin sınavdan geçer. “Nefislerin aşırı kıskançlığa yatkın olması” insan bencilliğinin ve tutkusunun eşlerden birini diğerinin üzerinde tahakküm ve tekel kurmaya sürükleyebilir.

      Eşler arasında adalet ve denge sağlama sorumluluğu erkeğe düşer. Kolayca tahmin edilecek ruhsal sebepler dolayısıyla erkek eşlerini aynı yoğunlukta sevmeyeceğine göre, objektif adaleti sağlamakla yükümlüdür. Bu ailede huzur ve barışı (sulh ve salah) tesis eder. Allah’tan yeterince sakınıp korkan bir insan, eşleri arasında ayırım yapmaz, birini diğerine ezdirmez; böylece şanı yüce Allah’ın mağfiret ve rahmetinden yararlanır. Benim konuyla ilgili Kur’an’dan ve Efendimiz’in takbikatından anladığım budur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.