1. YAZARLAR

  2. Ahmet HAKAN

  3. Acının merdiveni: İki saatte kaç cenaze?
Ahmet HAKAN

Ahmet HAKAN

Hürriyet Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Acının merdiveni: İki saatte kaç cenaze?

A+A-

O maden ocağının tam önündeydi bu merdiven….

Merdivenin önünde askerlerin oluşturduğu bir koridor…
Koridorun sonunda ambulanslar bekliyor.

Merdivenin önünde beklemeye başladım.
Çok geçmeden siren sesleri yükseldi.
Ve merdivende bir işçi cenazesi belirdi.
Arama kurtarma ekipleri siyah bir ceset torbasına koydukları cenazeyi, sedyeyle taşıyorlardı.
Cenaze koridordan geçirildi ve ambulansa kondu.

Orada bulunduğum iki saat içinde bu merdivenden tam sekiz cenaze indirildi.
Her defasında aynı rutin:
Siren sesleri, siyah ceset torbası, işçi cenazesi ve kederli bir telaşla cenazenin ambulansa yerleştirilmesi…

Sekiz cenazenin ardından orada daha fazla duracak takatim kalmamıştı.
Daha fazla izlemeye dayanamadım, ocağın başından ayrıldım.

Enerji Bakanı’yla kısa bir görüşme

MADEN ocağının bulunduğu yere yaklaştığımda Enerji Bakanı Taner Yıldız’la karşılaştım.
Gergin bir ortam vardı, Bakan Yıldız küçük protestolara maruz kalıyordu.

Ayaküstü biraz konuştuk Bakan Yıldız’la.

Elinden geleni yaptığı halde çok haksız suçlamalara maruz kalmış birinin psikolojisiyle konuşuyordu.
-15 yaşındaki bir çocuğun maden ocağında olmadığını söyledi.
-Bunun ispatlanması halinde istifa edeceğini açıkladığını söyledi.
-“Gezi’nin Berkin’i” gibi bir sembolün yaratılmak istediğini söyledi.
-Yalan yanlış bilgilerin yayılmasından yakındı.

Anlattıklarını dinliyordum.
Fakat aniden etrafımıza toplananlardan birkaçı Bakan’a tepki gösterdiler.
Bakan Yıldız, onlarla diyalog kurmak istedi ama nafile!
Ortam giderek gerginleşiyordu.
Korumaları “Sayın Bakanım gidelim” dediler.
Ve Bakan’la vedalaştık.

Başbakanlık tarihinin en fiyasko açıklaması

BAŞBAKAN Erdoğan’ın Soma’daki faciayla ilgili açıklaması, başbakanlık tarihinin en kötü açıklamasıydı.

Neden mi?
Bunun 6 nedeni var:

-BİR: Çok güçlü bir şekilde “Bu acı olayda ihmali olanlar yargı karşısına çıkarılacaktır” demek yerine “Literatürde iş kazası diye bir şey vardır” diyerek olayı normalleştirmeye çalıştı.
-İKİ: “Böyle kazalar her yerde oluyor” algısını yerleştirmek için ta 1860’ların İngiltere’sine kadar giderek tezini zayıflattı.
-ÜÇ: “Bu işin fıtratında bu var” diyerek “İyi de Batı’da son 50 yılda böyle kazalar olmuyor, fıtrat neden orada kendini göstermiyor” sorusunun kafalarda doğmasına neden oldu.
-DÖRT: CHP’lilerin verdikleri önergeyle ilgili bariz “yanlış bilgi” verdi: “Önergede Soma sadece başlıkta var” dedi, oysa önerge baştan sona Soma’yla ilgili… “Önerge konuşmasında Soma tek bir kelimeyle bile geçmedi” dedi, oysa önerge konuşması baştan sona Soma’yla ilgili.
-BEŞ: Maden ocağını işleten taşeron firmanın zerre kadar suçu olmayacağına dair keskin bir önyargıyla konuştu… Neredeyse firmayı akladı.
-ALTI: Henüz kazanın nedeni ve nasıl gerçekleştiği bilimsel yöntemlerle saptanmamışken… “Her şey gayet iyi bir şekilde yapıldı ama sonuçta böyle oldu… Bu kaçınılmaz bir kazaydı” şeklinde algılanacak bir yaklaşım sergiledi.

Fıtrat

ÖLMEK madenciliğin fıtratında varsa…
Başbakanlığın fıtratında da protesto edilmek var.

Facia maden ocaklarının fıtratında varsa…
Başbakanlığın fıtratında protesto edeni anlayışla karşılamak var.

İş kazaları işlerin fıtratında varsa…
Protestocu vatandaşı itip kakmak başbakanlığın fıtratında yok.

Kaza işçinin fıtratında varsa…
Başbakanlık müşavirliğinin fıtratında polis tarafından yerde sürüklenen protestocu vatandaşı tekmelemek yok.

İşçi ölümleri fıtratta varsa…
İhmal fıtratta yok.

1800’lü yılların fıtratında çok ölümlü maden kazaları varsa…
2000’li yılların fıtratında az ölümlü maden kazaları bile yok.

Çıldırtan cümleler

EY yetkili ağızlar!
Bilin ki şu cümleleriniz başta kaybettiklerimizin yakınları olmak üzere herkesi çıldırtıyor:
-“Çok başarılı bir çalışmayla cesetlere ulaştık” şeklinde “aferin” bekler gibi yaptığınız açıklamalar.
-“Bu işin sorumlularının yakasına yapışacağız” demek yerine “Bu işin doğasında kazalar var” diyerek, “bu işin önünü arkasını fazla kurcalamayın” anlamına gelen sözler söylemek.
-Acılı ve öfkeli insanları anlayışla karşılamak yerine acıdan kaynaklanan öfkeyi süper bir anlayışsızlıkla karşılamak… “Ne bağırıyorsun, niye yuhalıyorsun” diye dayılanmak.
-“Soma’da hayatta kalan aklını kullanandır. Düşünebilen, aklını kullanan hayatını kurtarmıştır” şeklinde bir cümleyi kurabilmek… (Bakınız: İzmir Vali Yardımcısı Mustafa Harputlu’nun açıklaması).

Bunca ölümün içinde bunlar nasıl geliyor akla

ÜÇ yüzü aşkın işçi can vermiş.
Toprak altında onca işçi var.
Ölü sayısının beş yüze varacağı söyleniyor.

Ve böyle bir ortamda…
Akıllarından geçen cümleler şunlar:
-Ya düşmanlarımız bu olayı bahane ederek biricik hükümetimizi üzmeye kalkarlarsa… Halimiz nice olur?
-Ya Gezi benzeri, Berkin benzeri bir şeyler olursa… Halimiz nice olur?
-Ya algı operasyonları yapılırsa… Halimiz nice olur?

Ağalar! Beyler!
Bunca ölümün, bunca yasın, bunca acının arasında tek titizlendiğiniz konunun “biricik hükümetiniz” olması, size de “insana dair olmayan bir şey” gibi gelmiyor mu?

Eğer ille de hükümetinizin istikbaline odaklanmak istiyorsanız:
Ölümlere, yasa, sorumluların bulunmasına, ihmallerin ortaya çıkarılmasına, sebebiyet verenlerin yakasına yapışılmasına odaklanın.
Böylece zaten hükümetinizin de istikbaline odaklanmış olursunuz.
Sonuçta…
“Biricik” hükümetinize hiçbir şey olmaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.