1. YAZARLAR

  2. Kemal BURKAY

  3. Açılımda eksikler ve yanlışlar
Kemal BURKAY

Kemal BURKAY

Kemal BURKAY
Yazarın Tüm Yazıları >

Açılımda eksikler ve yanlışlar

A+A-

Son günlerde peş peşe yaşanan olumsuz gelişmelerle açılım sürecinde, her şey bitmiş olmasa da  bir dar boğaza girildiği bellidir. Bir ay önceki iyimserlik yok şimdi.

Bu noktaya nasıl gelindi?

Statüko güçlerinin, korku tüccarı CHP ve MHP’nin yaptığı çığırtkanlıktan söz etmeye gerek yok. Bu bekleniyordu. Asker-sivil bürokrasinin sürece sistemli biçimde köstek olması da sürpriz olmadı. Hele hele Ergenekon denen çetenin ortamı germek, topluma korku ve endişe salmak için giriştiği provokatif eylemlerden söz etmeye hiç gerek yok; o da bekleniyordu. Bir başka deyişle statüko güçleriyle değişim güçleri arasındaki bu kapışmada, gelinen olumsuz durum nedeniyle karşı tarafı suçlamakla yetinmek mantıklı olmaz. Onların işi zaten süreci engellemekti, bunun için her yola yönteme başvuracaklardı; bunda şaşacak bir şey yoktur. Önemli olan açılım sürecini başlatan ve ondan yana olan kesimlerin tutumudur. Bu noktaya gelinmesinde onların payı ne? Hangi ciddi hatalar, yanlışlar yapıldı?

Öncelikle açılımı başlatan AK Parti’nin tutumuna bakalım: Onun süreci iyi yönetemediği, süreç yanlısı aydınlar tarafından bile sık sık ifade edildi. Bence de öyle.

Okurlar bilirler, söz konusu “açılım”la ilgili olarak daha baştan pek iyimser değildim ve bunu o zaman yayınladığım “Barış ve Çözüm Ortamı Var mı?” ve “Kelepir Fiyatına Çözüm” başlıklı iki yazımda dile getirmiştim. Bunun birinci ve başlıca nedeni  AK Parti’nin, çözüm konusunda, sorunun ebatlarına uygun gerçekçi  bir projeden yoksunluğu idi. AK Parti çözümden asıl olarak PKK’ya silah bıraktırmayı ve bazı reformlarla Kürtleri yumuşatıp düzene entegre etmeyi amaçlamıştı. Söz konusu reformlar ise palyatif nitelikteydi ve Kürt sorununun köklü çözümünü sağlamaktan uzaktı. 

İkincisi ise Cumhurbaşkanı Gül’ün, “bu kez kurumlar arasında uyum var,” demesine rağmen, böyle bir uyumun olmadığına ilişkin kanımdı. Çünkü silahların susması, PKK’nın dağdan inmesi, mevcut imtiyazlı konumunu savaşa ve çatışma ortamına borçlu olan militarist güçlerin işine gelmezdi. Nitekim açılımın lafı edilir edilmez ordu operasyonlarına hız verdi. Daha sonraki günlerde de açılımı zora sokan bu tavır sürdü ve Genelkurmay Başkanı açılımın çevresini duvarlarla çevirmeye yönelik kırmızı çizgilerini çekti...

Buna rağmen, böyle bir açılımın başlatılmasını bile cesur ve önemli bir adım olarak değerlendirdim ve destekledim. Çünkü silahların susması bile başlıbaşına önemliydi. Kaldı ki hükümetin, sorunun askeri yöntemlerle çözülemiyeceğine ilişkin söylemi çok daha önemliydi ve 86 yıllık politikada önemli bir değişimi, bir kırılma noktasını ifade ediyordu. Bu nedenle bize düşen, bir yandan açılım sürecini desteklerken, öte yandan Kürt halkının temel taleplerini dile getirerek süreci gerçek bir çözüm yönünde geliştirmekti. Aralanan kapı çok daha büyük değişimlere yolu açabilirdi.

Bunu doğru biçimde fark ettikleri içindir ki statüko güçleri, daha baştan tavır aldılar ve hükümeti topa tuttular, vatanı ve milleti bölmekle, ihanetle suçladılar. Değişim güçlerine, veya çıkarları gereği değişimden yana olması gereken güçlere gelince, onlar ne yazık ki olup bitenin önemini gereği gibi kavramadılar ve kimi tarafsız kalırken, kimi statükocuların ocağına odun taşıdı.

Örneğin politikalarını anti Amerikan otomatigine bağlamış bazı sol kesimler, açılım sürecini ABD’ye mal ederek karşı tavır aldılar. Oysa silahların susması ve Kürt sorununun çözüm yoluna girmesi Kürtler kadar ülkenin emekçilerine de yarardı. Savaşta ölen onlardı ve savaş onların lokmasını küçültüyordu. Ayrıca barış ortamı özgürlüğün ve demokrasinin sınırlarını genişletirdi ki doğal olan solun bu sürece destek olmasıydı.

Alevi kesim de açılım sürecini AK Parti gibi Sünni-İslamci gelenekten gelen bir partinin başlatmasına bakarak ona kuşkuyla yaklaştı. Oysa, statükonun yıkılması Kürtler gibi, Alevi kitlesinin de hak ve özgürlüklerinin yolunu açardı.

Kürt kesiminin açılım konusundaki tavır ve tutumu da ikircikli oldu. Kürtlerin en örgütlü ve kitlesel kesimi, PKK-DTP, açılıma karşı söylemde açık bir tutum almasa da, gerek Ergenekon davasına, gerekse açılım sürecine destek vermedi. Hatta zamanla, Öcalan’ın kişisel koşulları, sağlığı gerekçe gösterilerek şiddete varan sokak eylemleri düzenledi, ardından ise PKK Reşadiye provokasyonunu yaptı veya sahiplendi.

Bunu DTP’nin kapatılması, ardından, DTP’li politikacılara ve belediye başkanlarına yönelik ikinci tutuklama dalgası izledi. (Birincisi, geçtiğimiz nisan ayında yaşanmıştı).

DTP’nin kapatılmasında hükümetin rolünün ne olduğu hâlâ netleşmiş değil. Bunu tam bilemeyiz de. Bazıları bunu, zaten ezici çoğunluğuyla AK Parti karşıtı ve statüko yanlısı olan AYM’nin açılıma bir karşı atağı olarak görüyor. Ancak en azından AK Parti’nin, DTP davası karar aşamasında iken ona yeter desteği verdiği söylenemez. Hatta Cemil Çiçek ve Burhan Kuzu gibileri “PKK ile arasına mesafe koymadığı için” ona gözdağı verdiler ve Herri Batasuna örneğini göstererek kapanmasının AB kriterlerine ters düşmeyeceğini ileri sürdüler.

Ama AK Parti’nin, DTP’ye karşı tavrı bundan çok önce, DTP daha Meclis’e girer girmez başlamıştı. Erdoğan uzun süre DTP’yi muhatap almamakta direndi; ancak iç ve dış kamuoyundan yükselen ağır eleştiriler karşısında ve neden sonra tavrını yumuşattı. Bu olgun bir politik tutum değildi ve ne AK Parti’ye ne de demokratikleşme sürecine yaradı.

Statükocu güçlerin ve Ergenekon çetesinin hükümeti köşeye sıkıştırıp devirmek için var güçleriyle direndikleri, karşı atağa geçtikleri bir dönemde bu yanlışlar oldukça fazlaydı ve açılım sürecinin bir dar boğaza girmesine yol açtı.

Tam da bu noktada gelen, eski DTP’li-şimdi BTP’li belediye başkanlarına ve politikacılara yönelik son tutuklama dalgası ise açılım sürecinin ipini çekmek gibi bir şey.

Bu operasyona hükümetin destek verdiği, en azından yeşil ışık yaktığı anlaşılıyor. Eğer hükümet, karşılaştığı zorluklar ve gördüğü tepkiler üzerine açılım sürecinden dönüş yaptıysa diyecek bir şey yok. Ama böyle bir şey açılımla birlikte AK Partiyi de bitirir. Yok eğer hükümet Tokat eylemine ve sokak eylemlerine duyduğu öfkeyle son operasyonu başlattıysa, bu da şu aşamada ters teper ve sorun çözmeye hizmet etmez. Yani en azından taktik olarak yanlıştır.

Açılım sürecine hizmet edecek şey, ortamı yumuşatacak adımlardır ve bunlar da en başta hükümetin elindedir. Parlamentodaki Kürt milletvekilleriyle ve belediye başkanlarıyla çözüm konusunda sıcak bir diyalog, seçim ve siyasi partiler yasalarını demokratikleştirme, yüzde 10 barajını kaldırma veya aşağı çekme, dağdakileri indirmek ve cezaevlerini siyasi tutuklulardan boşaltmak için bir kısmi af vb...

Amaç çatışma ortamına son verip siyasetin yolunu açmaksa izlenecek yol budur. Son olup bitenler (DTP’nin kapatılması, politikacılara ve belediye başkanlarına yönelik son operasyon) ise buna hizmet etmediği gibi, siyasetin önünü daha da kapama anlamına geliyor.

Sonuç olarak, bir yandan açılım sürecini başlatan hükümet, öte yandan açılımda yararı olan toplum kesimleri ve onların temsilcisi durumunda olanlar, başından beri karşılıklı olarak yaptıkları yanlışlarla sürecin böylesi dar bir boğaza girmesine yol açtılar.

Eğer şimdi süreci tümden sonlandırmak istemiyorlarsa, ki bu meydanı faşizme ve militarizme bırakmakla eş anlamlıdır ve sonuçları herkes için acı olacaktır, her biri kendi tutumunu gözden geçirmeli, neyi yanlış yaptık diye sormalı. Dar boğazı aşmak yapılan hatalardan ders çıkarmaya bağlıdır.

Öncelikle hükümet, eğer bu açılım sürecini, Kürtleri yumuşak bir dille oyuna getirme değil de gerçekten sorun çözme olarak anlıyorsa, eğer Kürt varlığını ve haklarını tanımaya içtenlikle açıksa, onlarla, onların legal-illegal örgütleriyle görüşmeyi, konuşmayı, çözümü birlikte aramayı içine sindirmelidir. Bunu yaparken barış ve demokrasi düşmanlarının çığırtkanlığına aldırmamalıdır.

Kürtler ve değişimde çıkarı olan tüm öteki kesimler ise, epeyce risk alıp bu adımı başlatmış olan AK Parti hükümetini yalnız bırakmamalı, destek vermeliler. Tek başına AK Parti’nin gücü bu dar boğazı aşmaya yetmez.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.