1. YAZARLAR

  2. M. Şakirê Koçer

  3. Acı Ve Hüzün Dolu Zamanlardan Geçiyor
M. Şakirê Koçer

M. Şakirê Koçer

Yazarın Tüm Yazıları >

Acı Ve Hüzün Dolu Zamanlardan Geçiyor

A+A-

Doğan çocuklar gözlerini savaşa açıyorlar ve savaş cehenneminde büyümeye başlıyorlar.

Savaşların doğurduğu acı sonuçlarla sarsılıp duruyorlar. Çocuklar, anneler, babalar, kardeşler, eşler, yarenler kısaca bütün insanlığın kırımı gerçekleştiriliyor. Zehir saçan fantomlarla insan bedenini parçalayıp göğe savuran napalm bombalarıyla, bedenleri delik deşik eden kurşunlarla hayatın kökü kurutulmak isteniliyor. Adeta herkes asker, sanki herkes ölüm makinesi, sanki insanlar insanları öldürmek için, sanki insanlar insanlara öldürülmek için var olmuşlar. Savaş yaşanmayan ve işgal edilmeyen tek belde kalmamış bu ihtiyar dünyada. İnsanlığın varoluş gaye ve programı alt üst olmuş, insanlığın inşa, tekamül ve necat yoluna türlü şer engeller konulmuş ve varoluş gayemiz kendi sahibimizi (Allah) tanımak, ona tapmak ve ona danışmak iken, yeryüzünde onu temsil etmek, onun elçisine (H.z Muhammed) el vermek, bel bağlamak ve onun izinde yürümek iken, kendimizi mümince ve müslümanca eğitmek, terbiye etmek, inşa etmek ve istikamete koymak iken, insanlar olarak eşit, Müslümanlar olarak kardeş olmak iken, dünyaya güzel ahlakı, salim düşünceyi, merhameti, şevkati, barış ve selameti, hukuku, adaleti ve özgürlüğü yaymak iken, yüce tanrıya (Allah) tapıp yeri göğü ve insan oğlunu barıştırmak, cehennem yolundan alıkoyup. yönünü cennete çevirmek iken, ne acıdır ki hep savaşa, ölmeye, öldürmeye ve yıkıma şartlanıyoruz ve şartlandırılıyoruz. Kendi tarihsel günahlarımız, cürümlerimiz ve zulümlerimizden de fırsat devşiren batı ruhu ve kişiliği tarihsel canavarlığını daha da artırarak sosyal Davinizim olarak ortaya çıktı. Bilimsel çabalarla savaş teknolojisini geliştirdi. Kendisini savaşa ve işgale şartlandırarak dünya halklarını savaş cenderesine çekti. Bilinen Dünya Savaşları olup bittikten sonra, insanlık ve binlerce yıldan sonra vucuda gelen uygarlık ve medeniyet enkaza dönüştü. Şu an insanlık bu canavar ruhlunun, canavar karakterlinin elinde esir ve tutsak. Dünya Savaşlarının artçı depremleri halen devam etmektedir. Her gün bir halkın ve bir ülkenin işgali programlanıyor. İşgalcilere direnenlerin varlığı bir umut ve sevinç kaynağı iken, bunun yanında işgalcilerin işini kolaylaştıran ve onları güçlü kılan imansız kişiliksiz ve alçakların olması da ayrıca bir üzünç kaynağıdır.

Savaş depremleri ve artçıları ile birlikte birde Allah’ın takdiri olacak ki, bolca deprem, su taşkınları, tsunamiler, silip süpüren kasırgalar, doğal afetler, hastalıklar ve trafik kazalarını hemen her gün yaşamaktayız.Bu durumlar da ayrıca bir hüzün kaynağı. İnanalım ki Allah bize zulüm etmiyor.Allah’ın takdirine rıza göstermek en akıllıca tutum. Belki de başımıza gelenler kendi ellerimizde yaptığımız cürümlerden dolayıdır. Birde aynayı kendimize tutalım. Acaba nerede hata yaptık. Mesela şehir yapımlarında toprağı ve yeşilliği betonla kaplamasaydık su taşkınları olur muydu? Kara yolları yerine deniz yolunu, hava yolunu ön plana koysaydık, acaba bu kadar trafik kazaları yaşar mıydık? Binalarımızı daha gelişmiş tekniklerle zemin etütünüde daha bilimsel bir çabayla yaparak inşa etse idik, acaba bu kadar kolonların altında kalır mıydık? Şehirlerimizi köylerimizi ve yerleşim alanlarımızı daha müsait ve emniyetli yerlerde inşa etse idik, acaba her depremde her selde her doğal afette bu kadar can kaybı ve hasarla yüzleşir miydik? Şeytani hırslar ve açgözlülük olmasaydı, savaşlar yaşanır mıydı? Bizler neden göğü paylaştığımız gibi yeri de adilce kardeşçe paylaşmıyoruz.

Neden Allah’tan korkup, utanıp kendimize çeki düzen vermiyoruz. Bu zor günlerde din bilginlerimiz nerde? Neden dut yemiş bülbül misali lal kesilmişler. Neden din ve iman cihetinde depremi yorumlamıyorlar. Depremzede insanımız din-iman cihetinde depremi anlayıp moralize olması ve manevi dengesini muhafaza etmesi gerekmiyor mu? Ruhen aydınlanması ve nefes alması gerekmiyor mu?

Peki deprem bilimcilerimiz nerede? Neden halkı deprem noktasında bilgilendirmiyorlar.Bugün olmazsa peki televizyon, gazete, radyo, dergi, cami minberleri ve etkinlikler neye yarar.

Bugünleri yaşıyor olduğumuz halde halen siyasi ve politik polemiklerin ardı arkası kesilmiyor. Bilemeyiz ama belki de bu musibetler insanlık olarak, toplum olarak kendimize çekidüzen vermemiz, cürümlerden, zulümlerden ve günahlardan pişman olup, yüz çevirip Allah yoluna koyulmamızı sağlayacak. Belki gelecek günlerimiz daha aydın, daha hür ve daha hayırlı günler olacak. İnşallah öyle olur. Bende sözümü Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın şu sözüyle bitirmek istiyorum “Hak, şerleri hayr eyler. Zannetme ki gayr eyler. Ârif âni seyr eyler. Mevlâ görelim neyler. Neylerse, güzel eyler...''

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.