1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. "Abant Platformundan Derlemeler"
"Abant Platformundan Derlemeler"

"Abant Platformundan Derlemeler"

A+A-

Mustafa Akyol özetle şunları söyledi:

"Kürt sorunu Osmanlı sonrası sorunu. Daha açık ifade ile Cumhuriyet dönemi sorunu. Ama bu sorun artık geriye döndürülerek de dönülemez. Sosyal konular tersine dönmüyor maalesef. Ama buradan ilham alınacak taraflar vardır.

Türkiye’de liseden mezun olduğunuzda Kürt adına rastlamazsınız. Kürt kelime geçmez. Bir kere geçer, o da zararlı cemiyetler sıralanırken, “Kürt Teali Cemiyeti” sözüdür. Ben liseyi Ankara’da okudum. İlk Kürtçe konuşan kişiyi İstanbul’a geldiğimde bir inşaatta çalışan iki kişinin konuşması beni şaşkına uğrattı. Bunlar turist değildi ve hangi dili konuştuğunu anlamadım.

Çok satan bir gazetenin logosunun hemen yanında "Türkiye Türklerindir" ifadesi var. Bu hangi anlama geliyor. Oradaki ifade Türk ifadesinden Türkiye'de yaşayanlar kastediliyorsa bu malumu ilama ne gerek var. Türkiye, Çinliler'in olmayacak elbette.

Bir başka konu da Kürdistan ifade. Tarihimizde Kürdistan bölgesi var olageldi. Güneydoğu ve Kuzey Irak'ın bulunduğu coğrafya, "Bilad-ı Etrak" olarak anılıyordu.

Kuzey Irak'taki yapılanmaya Kürt yönetimi derseniz, Türkmenler itiraz ediyor. "Biz de varız bu yönetimin içinde diyorlar". Türkiye'de artık bir coğrafi

Bütün Türkiye Kürdistandır, İstanbul başkenttir. Çünkü en büyük Kürt kenti İstanbul'dur. Bütün Türkiye aynı zamanda Türkistandır.

Türk medyasında devlet ideolojisinde kendini kurgulamış olan medya, Kürt sorununda bir açılım yapmadı. Yalnız Kürt konusunda değil, başörtüsü konusunda da yapmadılar."

İngilizler Kürt Devleti İstemedi

Altan TAN
Birincisi bağımsız Kürdistan fikri.  İkincisi, etnik federasyon çözümü. Üçüncüsü ise birlikte yaşama çözümü. Buna bazıları anayasal vatandaşlık fikri diyorlar.

Bunlara tek tek baktığımızda, niçin ayrı bir devlet kurulmadı? Esas neden, Kürtlerin tamamının tercihi de birlikte yaşamak idi. Mahmut Hemedani’den Bediüzzaman’a kadar hepsi böyle idi.

Bir başka nokta da İngilizler bir bağımsız Kürt devleti istemediler.

Benim görüşüme göre, ulus devlet fikri Ortadoğu toplumlarına uymuyor. Çünkü Ortadoğu, tarih boyunca büyük devletler tarafından yönetildi. Bizanslılar, Abbasiler, Selçuklular, Osmanlılar gibi.

Bizim aydınlarımızın en büyük yanlışı imamı papazla, ağayı burjuvazi ile karşılaştırması oldu.

Ortadoğu'da belirleyici olan din değil mezheptir. Toplumlar birbirlerini müslüman hıristiyan olarak ayırıyorlar. Ama esas ayrılık mezhepte.

Ortadoğu tarihinde halklar arasına savaş yoktur, ya da yok denecek kadar azdır. Son 500 yılın en büyük savaşlar Türkler ile Türkler arasında oldu. Beyazıt ile Timur, Şah İsmail ile Yavuz arasındaki savaşlar bunlardandır.

Bir başka nokta, nüfus özellikle Kuzey Avrupa'da olduğu gibi buralarda ayrı coğrafyada yaşıyor. Kuzey ülkeleri protestan, güneydekiler katolik. Ortadoğu toplumlarında ise hepsi birarada yaşıyor.

Ulusçuluk fikri Ortadoğ'da çok yenidir ve yerini de bulmamıştır. Bizde Ziya Gökalp bunlardandı.  Araplar'da Mişel Eflak tarafından inşa edilmeye çalışıldı.

Ulus devlet bugünün şartlarında modası geçmiş bir model olarak tanınmaktadır. Bölgesel oluşumlar daha öne çıkmaktadır. Kültürün ve malın dolaşımının önündeki engeller kalkmaktadır. Tarkan Peru'ya gidiyor, Madonna'nın şarkıları Diyarbakır'a geliyor.

Dünya İngilizce'yi resmi dil olarak kullanmaya başlıyor. Norveççe, Hırvatça gibi diller folklorik kalacak.

Etnik federasyon mümkün değil. Çünkü Kürtler'in çoğu batıda yaşıyor. Belli illerde Arap nüfus yaşıyor. Türkler ve Kürtler'in çıkarları Türkiye'de içiçe girmiş durumda.

Çözüm, yeni bir Anayasa ve birlikte yaşama sözleşmesinde. Sadece Kürt sorununu değil, Alevi ve başkalarını da içine almalı.

- Vatandaşlık tanımı yapılmamalı,
- Din teminat altına almalı
- Kürtçe anadille eğitimin önü açılmalı,
- Özel kanallarda Kürtçe süre sınırı kaldırılmalı,
- Bütün değiştirilen yer isimleri iade edilmeli.

Sosyal politikalar olarak da

- Köy boşaltmalarla ilgili ciddi bir rehabilitasyon politikası uygulanmalı.
- Bir siyasi genel aff ilan edilmeli. Affı da bir rehabilitasyon politikasının sonucu olarak yapılmalı. Değilse sonuç vermez. Bu af, dağdakileri, cezaevindekileri ve diasporadakileri kapsamalı.
- Diyarbakır Askeri Cezaevi, ya yıkılmalı, ya da müze haline getirmeli.
- Irak Kürt Federe devleti Türkiye için bir tehdit midir, fırsat mıdır? Kesinlikle bir fırsat olarak kabul etmeli.
Oradaki Kürt federe devleti ulus devleti olarak inşa edilmemeli.

Son olarak, Kürtler'i yanına almayan hiçbir politika, Ortadoğu'da başarılı olamaz. Yavuz Selim'in sınırı Adana idi. Kürtler'le anlaştıktan sonra 3 yılda Yemen'e kadar uzandı.

 

Altan TAN
PKK'siz bir çözüm olur mu? PKK bir varlık. Kabul etsek de etmesek de var. Kürt sorunun çözümü ayrı, PKK sorunu ayrı, terör ayrı, terörizm ayrı. PKK'nin silahsızlandırılması, siyasal taleplerini şiddete gerekçe gösterenlerin ellerindeki silah alınır. Ben coğrafi anlamda federasyonun olabileceğini düşünüyorum. Etnik federasyon değil.
"Sandığı halkın önüne koyarsan, ya gericiye ya bölücüye oy verir" deniyor. Demokrasiden kimse korkmasın.
Kürt sorununa Bediüzzaman'ın yaklaşımı ile yaklaşabilse idik, bugünkü sorunları yaşamazdık.
Milli Eğitim Bakanı ile bir sohbette sordum: Kürdoloji enstitüsü kurulmasının önündeki engel nedir,  Kürtçe'nin seçmeli ders olmasında sorun nedir diye sordum. Bana "MGK bir olur versin. Önünde hiçbir engel yok" dedi.
Yavuz Selim, İdrisi Bitlisi'ye boş fermanlar verdi. 300 yıl bunun hiçbir zararını görmedi. Bu ülke bize güvenmiyorsa, biz de lazın dediği gibi size güvenmiyoruz.

 

Abant Platformu'nda söz alan gazeteci yazar Cengiz Çandar, Kürtler'e açılım yapma konusunda önemli görüşler dile getirdi. Çandar'ın konuşmasının özeti şöyle:

"Rahmetli Özal’a anlatmıştım. Batman’da biri benim kolumu çekti. “Eğer, bize eğitim hakkı verilmezse ben bu dağlara çıkarım. Eğer eğitim hakkı verilirse, çocuğuma Kürtçe eğitim hakkı verilen bir yere göndermeyebilirim” dedi. Ben çelişkiyi hatırlattığımda, “Ben eğitim hakkım için ölürüm, ama o hakkı ele geçirince kullanıp kullanmamak benim hakkım” dedi. Özal, bunu 1992’de bunu ortaya atınca kıyamet koptu. Bir süre önce birer saat yayın başladı. Başbakan geçenlerde kalktı, “TRT Kürtçe, Arapça ve Farsça yayın yapacak” dedi. Artık bu saatten sonra yapsanız ne olur, yapmasanız ne olur. Bu üçünü bir arada yapmaya kalkarsanız, siz Kürtleri içinize sindirememişsiniz demektir.

Kürt sorunun en önemli tanımı, bir devlet sorunu olmasıdır. Kürtler’in devleti yok. 19’uncu yüzyıldan itibaren milliyetçiliğin tarih kulvarına girdiği dönemi yaşıyoruz. Ama Kürtler’in yok. Bu bölgenin otokton halkı olan Kürtler’in yok. Kürtler bir devlete kavuşamadığı sürece Ortadoğu’da sorun bitmez. Ya da Kürtler, bölgedeki devletlerden birinde, “Bizim devlete ihtiyacımız yok. Biz burada kendimizi ifade ediyoruz” diyebilmeliler. İş dönüp dolaşıp Türkiye’nin dönüşümüne. Eğer Rojbin’in anlattıkları burada oluyorsa, bu devleti dönüştürme kavramını tartışıyor olmamız gerek. Yeni Anayasada bunu gerçekleştirmemiz gerek.

Daha  öteye gideyim. Irak Anayasasında uygulanan Türkmenlerin yoğunlukta olduğu bölgelerde Türkmence'nin resmi dil olarak uygulanmasını esas alabiliriz. Türkiye'nin Kürt yoğun bölgelerinde Kürtçe resmi dil olarak kabul edilmeli. Trafik levhalarında Kürtçe ve Türkçe birlikte yazılmalı.

 

Ümit FIRAT: 1925'TEKİ ACILARIMIZI UNUTAMAYIZ

Dün kırmızı gömlek giymiştim, eleştiri aldım. Bugün kamusal eleştiri yapacağım diye elbise giydim.

Türk siyasetini eleştirmenin dibi yok. Dipsiz kuyu. Türk siyaseti devlet politikası. Fransız politikasının çerçevesi belli. Ama Türk siyaseti dendiğinde sınır yok.

Ben Cumhuriyet öncesine pek değinmeyeceğim. Lozan'ın son kabul edildiği 1925'te Türkiye sınırlarından çıkarılıp İngiltere'ye devredildiği döneme gideceğim.

Adına hukuk ödülü verilen Mahmut Esat Bozkurt, tam hukuksuzluk abidesi. Türkiye'de Türk'ten başka kimsenin yaşama hakkı bulunmadığını her nutkunda söyledi.

Hazret-i Ali'nin evlatlarına yapılan haksızlık ve cinayetlerin yasları binlerce yıldır unutulmadı. 1925'te yapılanların da unutulması mümkün değil. Bunun telafisi mümkündür ama unutulması mümkün değil.

Takrir-i Sükun uygulaması ile başlatılan diktatörlük döneminde idam edilenlerin cesetlerini ailelerine bile teslim etmediler. Ailelerine bunu çok gördüler.

1925’teki bu uygulamalarda Kürtçe bütünüyle yasaklandı.

27 Mayıs’ta 60 civarında yatılı mektep kuruldu, bunların tek amacı, belirtilen yasadaki gibi amacı asimilasyon idi.

Köy ve yerleşim yerlerinin adlarını değiştirerek onların tarihleriyle bağları kesilmeye çalışıldı.

19 Ekim 1983’te bir kanun daha çıkarıldı. Burada da Kenan Evren’in giderayak çıkardığı bir kanun idi. Irak’ta Kürtçe ikinci resmi dil idi. Irak’ta çalınanlardan Kürtçe’yi kullandırmamak için idi bu kanun.

1943'te bir Muğlalı olayı vardı. İran-Türkiye arasında çıkan anlaşmazlık sonucu 38 askeri alırlar. 33 kişiyi serbest bırakırlar. Bu serbest bırakmayı hazmedemeyen komutan, onları bir dereye götürürler. Mısto Ağa'nın kızını serbest bırakır ve 32 kişiyi kurşuna dizerler. 1948'te bu olay Meclis'te patlak verir.

Abdülmelik Fırat şunları söyledi:

Ben yorgun savaşçıyım. Daha genç arkadaşlarımız var. Onların görüşleri çok daha önemli. Ben 9. kuşaktan bu yana zulüm gören bir neslin temsilcisiyim. Bismillah ile söze başlıyorum. Umarım beni Laikos, Kemalikoslar gibi görmezsiniz.

Biz çok işkence zulüm görmüş bir toplumuz. Bunlar toplumumuzu zor durumlarda bıraktı. Siz Türk halkı olarak kurtulamazsınız. İmparatorluğun bakiyesi olan Cumhuriyet, kendi halkına vermediği sürece Kürtlere hiç veremezler. Demokrasi getirdikten sonra bizi yanınıza çağırırsanız biz geliriz.

Türkler , devletin verdiği kararları çok uyarlar. Kürtler bunu yapmazlar.

Türkler, iki toplumun birarada yaşamanın sembolü gibi görünen Said Nursi'nin kemiklerine tahammül edemediler. Bir iddiaya göre, kemiklerini Karadeniz'e attılar.

Apoletlilerin bana hep söylediği bir söz var: Sen bu kadar işkence gördün, bir gün bile Türkler'e düşmanlık beslemedin.

Türkiye’de bazı yasalar, Anayasa ve yasalardan çıksa, özellikle de

Benim hakkımda savcıların açtığı dava sayısı 100’ü geçti. 15 gün önce Diyarbakır Mahkemesi bana ceza verdi. Nereden ceza veriyorlar biliyor musunuz. Melik Fırat, basın toplantısında söylediğimiz sözlerden dolayı ceza veriyorlar. “Kürdistan’ın merkezi Kürdistan’da bu olayları protesto ediyoruz” demiştik.

Türk aydınları Türkiye’de demokratik haklarını ortaya çıkarmazlarla, demokrasiyi getiremezlerse Kürtler’e hiçbir şey veremezler.

Benim 7. dedem IV. Murat tarafından katledilmiş. Benim ailem üç kez sürgüne tabi tutulmuş. 1925, 1935 ve 1960’ta. Bizim gayrımenkullerimizi devlet aldı ve bir daha vermediler. Kanunlara ters davranarak yaptılar bunu.
Prof. Sinanoğlu bana anlattı. Ben problemleri koşarken çözerim. Bu İngilizler gelmiş, kendilerine bir silah atılmadan gitmişler.

İngilizlerle bir protokol yaptılar. İkinci sınıf İttihatçılara bu ülkeyi teslim ettiler. Bu protokol, İngiliz Sarayı’nda bulunuyor.
Siz değerli aydınlar. Sizler de devletin gözünde, bizden birazcık üsttesiniz.
Cesaretinizi kaybetmeyin. Bir an kaybederseniz, bir yıl geri gidersiniz.

 

Abant Platformu'nda söz alan Av. Rojbin Tuğan Kalkan, Güneydoğu'da yaşananlardan, kendi yaşadıklarından örnekler verdi. Av. Kalkan'ın anlattıkları özetle şöyle idi:

"Rojbin benim. Mümtazer Türköne’ye cevap vermek istiyorum. Burada buradan Türklerden özür diliyorum. Burada bulunan Türkler’den çocuğu Türkçe bilmeyen kimse yok sanırım. Ama çocuğu Kürtçe bilmeyen çok Kürt var. Benim anlattıklarım, bir denizin küçücük bir damlası. Benim anlattıklarıma üzülenler, Hakkari’ye sivil olarak gelsin. Sadece Hakkari'de 43 bin kişi yerlerinden edildi. Türköne bir duygu simetrisinden bahsetti. Bu istatistiklere bakılarak nasıl bir simetri olabilir. 5500 faili meçhulden kaçı Türk acaba, şehit cenazesinden bahsediyorsunuz.

Doğru, ama biz bunun daha fazlasını yaşıyoruz. Birliktelikten umudumuzu kesmiş olsa idik burada olmazdık. Biz dilimize gem vurduk, sizleri incitmemek için. Aslında bunları bilmeniz gerek. Duygulardan arınmış bir siyasetin yaratılmasından söz ediliyor.

Ne kadar çok bilim adamı rapor yayınlamış. Siz gerçekten orada nasıl bir tablo olduğunu bilmiyorsunuz. Başkale Lisesi'nde şubat ayından bu yana 43 çocuk dağlara gitti. Kürt çocuklarına terörist olmaktan başka seçenek sunmalı. Şiddet hepimizi boğacak bir deniz haline geldi. Keşke nevrozda yaşananları görme imkanı olsa idi.

Ben tiyatro eğitimi almadım. Sadece 1996'dan bu yana Hakkari'de avukatlık yapıyorum."

 

Yazar Şahin Alpay: GENEL AF ÇIKARILMALI

“Bizim meselemiz Kürt meselesi değil. Bizim meselemiz kimlik sorunu. 1930’larda, o zamanın şartlarına uygun olarak geliştirilen kimlik politikaları iflas etti. Bu hepimizin sorunu. Bu ne Türkiye’nin ne Kürtler’in sorunu.

Kimlik politikalarının bir ayağı laiklik, bir ayağı kültür. Dini özgürlüklerin üzerine bazı kısıtlamalar gelecektir yaklaşımı ile hareket edildi.

Vatandaşın etnik kimliklerinin önemi yoktur. Gerekirse baskı da uygulanacak. Hakim kültüre biat gerekiyor.

Dünyada 5 bin dolayında etnik grup var. Çok kültürle başa çıkan ülkeler var. Bizim de başa çıkmayı başarmamız gerek. Türkiye’ye hiçbir ülke tıpatıp benzemez.

Çok dinlilikle nasıl başa çıkıldığına baktığımızda laiklik uygulamasını görüyoruz. Laikliği, herkesin kendi dinini yaşama hakkı, kimsenin karışmadığı bir uygulama olarak görüyoruz.

Ne var ki bizim laikliğimiz kanunlarla ayrıştırılmıştır. Devlet, bütün dini gruplara kısıtlamalar uyguluyor.

Türkiye’de milliyetçiler de sosyalistler de dinciler de liberal düşünceye burun kıvırır. Ama sosyal sorunlara çözümleri genelde bunlar üretmiştir.

Fransa’da 75 değişik azınlık var. Fransa, “Biz size karışmayacağız” demekte ısrarlı.

Liberal düşünürler, “bireysel haklar tanımakla olmaz, devlet dini yaklaşımlarına da karışmamalı” diyor.

Ali Bulaç, çok hukukluluğu gündeme getirdi. Bu Refah Partisi’nin kazanmasına neden oluyor. Ama bunu Kanada uygulamış.

Türkiye atması gereken adımları atmalı. Genel siyasi af bunlardan biri.

 

Muhammet Akar,

 "Cihan harbinde ve Kurtuluş Savaşı'nda Türkler'e destek veren isimler, daha sonra İstiklal Mahkemeleri'nde idamla yargılandı. Ne oldu da böyle oldu. Bunun temelinde Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren ideolojisindeki sapmadır" diyerek Kürtlerin Türklerle ittifak yaptıklarına inandıklarını ve bir tarihi bu ittifakın bitişi olarak algıladıklarını söyledi. 
Akar, "Kimilerine göre, Halifeleliğin kaldırılması Türk-Kürt ittifakının bittiğinin ilanı idi. Kürtler, bunu böyle algıladı, böyle algılamaları da istedi" dedi.
"Tarih boyunca Türkler ve Kürtler birlikte olmakdan kıvanç duydu" diyen Akar,  "21. yüzyılda stratejik ittifak içinde olmalı. Birlik olmalı" diye konuştu.

 

Bolu Valisi Halil İbrahim Akpınar: DEMOKRASİ İSTİYORUM HEMEN ŞİMDİ

Ben Türkiye’nin sorunlarının çözülemeyeceğine inanmıyorum. Ben 19 yıllık valiliğimin çoğunu Güneydoğu’da yaptım. Bir çok gözlemim oldu. 9 yıl görev yaptım, ‘Ben ayrı bir Kürt devleti kurmak istiyorum’ diyen bir Kürt’e rastlamadım.
Benim izlenimim Türkiye’deki ayrılık 12 Eylül’den sonra yaygınlaştı. Bu dönemde 50 dolayında kişi idam edildi, 500 bin kişi gözaltına alındı, işkence yapıldı.

Anadolu’nun diğer yerlerinde işkenceye uğrayanlar, bana ‘polis işkence yaptı, asker işkence yaptı’ dedi. Güneydoğu’da ise ‘Ben Kürt olduğum için işkenceye uğradım’ dedi.

Son yıllarda başlatılan köye dönüş hareketi umut veriyor.

“Keyfette hoşa” dediğimde, “serseran serçevan” diyor. “Nasılsın” diyorum, onların hepsi “başım gözüm üstüne” diyor. İnsanlar her zaman umutlu.

Bu lanetli Maraş olayları olmadan önce benim memleketim olan Maraş'ta herkes huzur içinde yaşıyordu. Ama bürokratik bazı uygulamalar, her şeyi birbirine karıştırdı.

Aslında bürokrasinin direttiği sorunları yaşıyoruz. Biz iyi ki Hindistan’ı yönetmiyoruz. Eğer, yönetsek idi 500 parçaya bölerdik.

Ben 45 yaşındayım, demokrasi içinde yaşamak istiyorum. Ne yapayım 70’inden sonra göreceğim demokrasiyi. (Bu yaşta olanlardan özür diliyorum. Kendi adıma söyledim). Ben Hukukçunun değil, hukukun üstün olduğu bir toplumda yaşamak istiyorum.

Hiç değilse Yunanistan kadar demokrasi istiyorum. İngiltere Almanya olamadık, bari Yunanistan kadar olalım.
Cemal Uşşak: Ya Rabbi sabır istiyorum. Ama hemen istiyorum. Biz de canlar yanmaması için Kürt konusunda çözüm istiyoruz, hemen istiyoruz

 

Doç. Necdet Subaşı: KÜRT DİYASPORASI OLUŞTU

Doç. Necdet Subaşı: Bir Türk olarak 1990’lı yılların başında Van’a ilk kez gittiğimde, karşılaştığım farklı tablolar vardı. Doğu medreselerinden eğitimlerden geçmiş olanlarla sıcak dostluklarım oldu.

Bunlar, PKK ve Hizbullah’ın dışında bir yol arıyorlardı. Ama bunlara hem PKK hem Hizbullah düşmandı. İki tarafın da ölüm listesinde vardı. Beni biri şiddetli bir şekilde uyarmıştı. Sen PeKeKe diyenlerden uzak duracaksın.

Görüldüğü gibi insanlar, bugün de imgelere takılmış durumda. Kürt sorunu, sözcükler üzerinde bile bloke edilmiş durumda.

Demirel’e sormuşlardı bir dönem, verdiği cevap enteresandı. “Biz Kürt halkına kötü davranıyoruz da Türk halkına farklı mı davranıyoruz.”

Kürt sorunu, başta bir entellektüel yaklaşım idi. Devletin kurduğu düzenek içinde, Kürtler, irticai bir kılıf idi. Bu biraz da Şeyh Sait isyanından sonra yaygınlaştı.

Din, Kürt siyasi hareketinin söylem dili olmaktan çıktı. Daha çok sekülerizm şeklinde kendini gösteriyor."

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.