1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. "85 Yıldır Bürokratik Diktatörlük Devam Ediyor"
"85 Yıldır Bürokratik Diktatörlük Devam Ediyor"

"85 Yıldır Bürokratik Diktatörlük Devam Ediyor"

A+A-

Mehmet Pamak'ın açıklaması:

Resmen saltanatın kaldırılmasının ilanına rağmen, Kemalist kadrolar "halka rağmen halk için" sloganıyla, modern bir saltanat oluşturmuşlar, halkı/cumhuru ve halkın değerlerini, kültürünü aşağılayarak kendi tercihleri olan Batılı emperyalist devletlerin seküler kültürünü bütün halka dayatan bir politika izlemişlerdir. Batının seküler hayat tarzını, kültürünü, kıyafetini ve düşüncesini esas alan resmi ideoloji, zamanla bireysel ve toplumsal hayatın bütün alanlarını kuşatıp dönüştürmesi gereken bir "din" haline getirilmiştir. İşte bu uygulama "Cumhuriyet"i rafa kaldırmış, oligarşiyi ülkenin efendisi modern sultanlar, halkı da köle haline dönüştürmüştür. İlkokuldan üniversiteye kadar, emperyalist Batının paganist seküler kültürünün ulaşılması gereken çağdaş kültür olarak empoze edilmesi, pozitivist Batı düşüncesinin eğitimi, kültürü ve insani olan her alanı kuşatması, insanımızı kendine ve Rabbine yabancılaştıran eğitim/öğütüm programlarının uygulanması, özgün kültür alanında yozlaşmaya, batılı da, kendisi de olamayan niteliksiz ve kimliksiz nesillerin ortaya çıkmasına ve sonuçta toplumsal çürümeye yol açmıştır. İnsanın hayvandan geldiğini iddia eden Darwinizm'in "yaratılış inancı" yerine ikame edilmesiyle gerçekleştirilen, insanın tanımı ve konumu hakkındaki büyük sapma sonucunda insani ve fıtri erdemlerde kirlenme ve çürüme yaşanmış, insanlık onuru ayağa düşürülmüştür. Akıl ve ilim devre dışı bırakılıp, batının seküler paradigmasının ve ideolojik önyargılarla kuşatılıp kirletilerek selim olma vasfını kaybetmiş aklının ürünü olan basit ve sapkın anlayışlar dogmalaştırılarak dayatılınca, tıpkı Batıdaki gibi "insan insanın kurdu" haline dönüştürülmüş ve yaşanmakta olan büyük yozlaşma kaçınılmaz bir sonuç olarak ortaya çıkmıştır.

Kemalist sistemin yol açtığı bu büyük erozyon, yozlaşma, gerileme ve derin çürüme, aslında sistemin yetiştirdiği kendi aydınlarının da itiraf ettiği bir husus olmuştur. Mesela 1962 yılında Kemalizm'in ideologlarından Şevket Süreyya Aydemir : "Türk inkılâbı güçlü bir fikir sistemi geliştirememiş, güçlü bir edebiyat yaratamamış, çaplı aydınlar, nazariyeciler, sanatçılar yetiştirememiştir". (İnkılap ve Kadro, s. 11-28) diye itirafta bulunmuştur. Yine aynı şekilde Atatürkçü olan Niyazi Berkes, kendince ve kısmen de olsa, bu gerilemenin sebeplerini şöyle ifade etmiştir: "Türk devrimi, toplumdan, halkın kültüründen kopuk, yabancılaşmış bir okumuş yazmışlar, aydınlar sınıfı yarattığı için, aydınlar, topluma öncülük edecek büyük fikirler, eserler ortaya koyamadı. Aydınlar sadece devlete bağlı kaldı; topluma yabancılaştı. Bu yüzden sığlaştı." (Türk Düşününde Batı Sorunu, Bilgi Yay., Ankara:1975, s.227-28) tespitini yapmıştır. Kökteki aydınlığın kaynağı "vahiy"den uzaklaşan pozitivist kadrolar, aydınlar, halkın dini olan İslam'la ve İslami kimliğiyle savaşarak, modern paradigmanın "ilerlemeci" tarih anlayışından kaynaklanan çağdaş olanın mutlaka ileriyi temsil edeceği gibi bir yanlış anlayışla, kaçınılmaz olarak, aydınlanma sandıkları yeni karanlıklara doğru savrulmaktan kurtulamamışlardır. Muharref geleneğin ürettiği hurafelere karşı olduklarını iddia etmelerine rağmen, aslında vahyin aydınlık saçan değerlerine karşı olanlar, sonuçta kendi ürettikleri Batı kaynaklı yeni hurafelerin esiri olmuşlardır. Üstelik bu modern hurafelerini resmi ideoloji haline dönüştürüp bütün topluma dayatma vahşetinin altına da imza atmışlardır. Aklı ve ilmi rehber edinme iddiası ile yola çıkmalarına rağmen, vahye düşmanlıkla kirlenmiş seküler akıllarıyla ürettikleri dogmalarla, basit ve geri ilkelerle selim aklı ve ilmi baskı altına alarak, esir edip kuşatarak, akla ve ilme bizzat kendileri ihanet etmişlerdir. Böylece, akletmenin, düşünmenin, tefekkür etmenin ve fikir ve düşünceleri özgürce açıklamanın önünü keserek, olumlu tüm gelişmeleri engellemişler, toplumun giderek gerilemesine, niteliksizleşmesine, sığlaşmasına yol açmışlardır. Sözüm ona geleneğin hurafelerinden kurtardıklarını iddia ettikleri toplumu, Batının seküler paradigmasına dayanarak, hatta onu bile saptırarak ürettikleri modern hurafelerin karanlıklarında boğmuşlardır.

İşte bütün bunlar, eğitim, medya ve kültür programları kullanılmak suretiyle gerçekleştirilerek, çıkarcı, hazcı, egoist, cinselliği sapkınlık ölçülerinde tüketen, şiddeti, şehveti belirleyici kılan, başkalarının haklarına tecavüzü kendisi için hak sayan bir çürüme ve yozlaşma, gençliği ve toplumu kuşatmış, sonuçta da niteliksiz, sığ ve bunalımlı nesillerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Halkı ve halkın değerlerini öncelemesi, saltanat ve monarşiyi dışlaması gereken "Cumhuriyet" anlayışına aykırı olarak, kuruluşundan hemen sonraki süreçte ortaya çıkan Kemalist resmi ideoloji dayatması ve bunu dayatan Kemalist kadroların oluşturduğu zulme, despotizme ve sömürüye dayalı düzen hegemonyasını ısrarla ve her şeye rağmen sürdürmektedir. Asker ve yargı bürokratlarının kendi anayasa ve yasalarını bile tanımayan bir keyfilik ve ideolojik dogmatik bir taassupla halka tahakküm ettikleri bu düzen, lügat anlamıyla "Cumhuriyet"i dışlayıp aşağılayan, cumhuru (halkı) edilgenleştirip sindiren, cumhurun hak ve özgürlüklerini yok edip köleleştiren faşist bir düzen, laik bir diktatörlüktür.

Resmi ideolojiyi dayatarak, kendilerine iktidar ve rant sağlayan statükoyu korumaya çalışan ve eğitim sistemini de bu sınıfsal çıkarlarını korumada payandalık yapacak nesiller ve egemen sömürü düzenine itaatkâr vatandaşlar yetiştirmek için kullanan diktatör oligarşi, sivil-asker bürokratlar ile halkın kaynaklarını talan ederek semirtilmiş büyük sermayedarlar tarafından oluşturulmaktadır. İşte "Cumhuriyet" adı altında sürdürülen bu despotizme itiraz edip, Devletin çürütülmesine ve bir elit kadronun çıkarları için kullanılmasına, halkın ise köleleştirilmesine yol açan bu modern saltanata karşı çıkıp, tüm halk kesimlerinin hak ve özgürlüklerini savunanlar suçlanıp mahkûm edilmektedir. İlk kuruluş safhasındaki, halkı önceleyen, halkın değerlerine saygılı anlamıyla "Cumhuriyet" anlayışına sahip çıkan ve üstelik yine sistem içi görece bir özgürleşmeyi savunan siyasi kadrolara bile tahammül edemeyen bir faşist oligarşinin hegemonyası Cumhuriyet olarak yutturulmak istenmektedir. Türkiye'de egemen kılınan bu askeri vesayet sisteminin kalkmasını, Devlete sahip çıkan, onu halkın elinden alan oligarşinin halka efendilik, sahiplik taslayamayacağını, egemen bürokratların da bu ülkenin sahibinin halk olduğunu ve kendilerinin ise maaşlarını halkın ödediği hizmet kadroları olduklarını kabul etmeleri gerektiği kabullenilmeden gerçek anlamda Cumhuriyet'ten bahsedilemez.

Egemen bürokratik oligarşi, "devlet iktidarı" ve "siyasi iktidar" ayrımıyla, halkın seçtiği yetkisiz "siyasi iktidar"ları vesayet altında tutmak suretiyle etkisizleştirerek, "devlet iktidarı"nı halktan korumak için darbeler yapıp baskı politikaları uygulayarak hegemonyasını sürdürmeye çalışmaktadır. Bu sebeple, Cumhuriyet diye yutturulan 85 yılın neredeyse 2/3'ü darbeler, müdahaleler, muhtıralar, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerle geçmiş bulunmaktadır. İşte bu şekilde ve diğer zamanlarda da MGK eliyle, halk ve ülke üzerinde vesayetini sürdürmüş oligarşinin, ülke insanları üzerindeki tahakkümüne karşı çıkıp, halkın/cumhurun özgürlüğünü ve kaderi üzerinde söz sahibi olmasını ve Devletin de, oligarşinin çıkarlarını koruma vasıtası ve halka tahakküm etmelerinin bir aracı olmaktan kurtarılarak halka hizmetkâr kılınmasını savunan düşünce açıklamaları bile, hukuka ve mevcut yasalara da aykırı bir keyfilikle "Cumhuriyeti ve Devletin askeri güçlerini aşağılama" suçu sayılarak susturulmaya çalışılmaktadır.

 'Sözde Cumhuriyet'in 85. kuruluş yıldönümünde, İLKAV'ın "Resmi İdeoloji Kıskacında Eğitim Panelinde Cumhuriyet adı altında askeri vesayet ve bürokratik saltanat rejiminde yapılan zulümleri eleştirdiğimiz, halkın köleleştirilmesine itiraz ettiğimiz için TCK 301'den yargılanmamız devam ediyor. Yargılanan konuşmamızda şunları söylemiştik:

"Harp okullarında okutulan 'Atatürk'ün Görüş ve Direktifleri (İdeolojisi)' adlı kitapta, Atatürkçülüğün bütün beşeri faaliyetleri kapsayacak genişlikte bir ideoloji olduğunun altı çiziliyor. Silahlı bürokrasinin vesayeti altındaki sistemde, askerin en fazla yönlendirdiği alan da eğitim sistemi olmuştur. (Aynı kitapta)… 'Atatürkçülük, devletin temeli olarak gördüğü Türk Silahlı Kuvvetlerine' (ifadesi yer almaktadır)…. (Bu ifadeler açıkça ortaya koymaktadır ki, Atatürkçülük ya da Kemalizm, hayatın bütün alanlarını kuşatan bir din gibi eğitim sisteminden başlayarak bütün hayat alanlarında dayatılmakta, bu dogmatik zihniyetle ve TSK'nın 'devletin temeli' olduğu anlayışıyla militarist bir eğitimden geçirilerek devletin ve halkın efendisi, sahibi konumuna oturtulan asker bürokratlardan kaçınılmaz olarak despot ve darbeci yaklaşımlar sadır olmaktadır). İşte bu sebeple de, kuruluşundan beri bu ülkede Cumhuriyet kavramı asla sınırlardan içeri girmedi, lügatlerden dışarıya çıkmadı. Bu ülkede halkın yönetimi var mı? Saltanatı asker bürokratlar devraldılar ve sürdürüyorlar… "Askeri bürokrasi ve yandaşı büyük sermaye, özellikle de resmi ideolojinin yaşatılması bakımından büyük önem arz eden eğitim alanına giren konularda çok daha duyarlı ve tavizsiz davranmaktadırlar…. Gelin, bırakın elinizdeki yetkileri ve silahları bir tarafa, gelin özgür ortamlar oluşturalım, bu ülkenin insanlarının önünü ve özgürlük imkânlarını açalım ki, baskılar sebebiyle bu ülkenin insanları ikiyüzlü olmasınlar. Şahsiyetli olsunlar, onurlu olsunlar. Hangi dini, ideolojiyi tercih ediyorlarsa etsinler, ama özgürce tercih edebilsinler. Kimse kimseye bir din veya ideoloji dayatmasın. Bırakın silahları, bırakın makamları, mevkileri, rütbeleri, gelelim özgür ortamlarda bir araya. Yüreğiniz varsa, düşüncenize güveniyorsanız, buyurun özgür ortamlarda tartışalım. Silahlar konuşmasın, şiddet konuşmasın, kitap, kalem, düşünce ve fikirler konuşsun"  

"Özgür bir eğitim sisteminde, şahsiyetleri ve fıtratları korunmuş özgür nesiller yetiştirmek için, eğitimin, öncelikle temel insan hakları zeminine oturtulması, askeri vesayet ve militarizmden soyutlanıp sivilleşmesi gerekiyor. Sivillerin, askeri bir kültürle askerler tarafından eğitildiği bir toplum, militarize olmaktan, bağnaz, taassup ehli, dar ufuklu ve sığ düşünceli olmaktan asla kurtulamaz. Bu sebeple, sivilleşme ve özgürleşme yolunda ilk adım milli güvenlik derslerinin müfredattan çıkarılması ve eğitimin askeri vesayetten kurtarılması ve ideolojik kıskaca son verilmesi gerekmektedir." "…devlet gerçekten yetkileri azaltılmış, fonksiyonları azaltılmış ve halkın hizmetkarı olan bir konuma çekilmelidir. Asker de, devletin sahibi modern sultanlar olmaktan vazgeçmeli ve ordusunu kışlasına çekmelidir bir daha çıkmamak üzere. Bu ülkenin insanları özgür kalmalı, özgürce tercih yapabilmeli ve özgürce kendi çocuklarını istediği eğitime tabi tutabilme hakkına kavuşturulmalıdır".

 

haksozhaber

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.