1. YAZARLAR

  2. Kutbeddin Nurlubaş

  3. 7 soruda "İslamiyet ve Kürtler"
Kutbeddin Nurlubaş

Kutbeddin Nurlubaş

Yazarın Tüm Yazıları >

7 soruda "İslamiyet ve Kürtler"

A+A-

Soru–1: Önce, İslamiyet çokluğa, farklılığa, nasıl bakıyor, kısaca anlatır mısınız?

 

Cevap–1: Kur’an-ı Hâkim, "Allah ki, ondan başka ilah yoktur en güzel isimler onundur.” (Taha,8) demektedir. Yani, Allah birdir ve bu kâinatı birliği ile ahenkli bir şekilde idare ediyor. Fakat isimleri çok olduğundan, bu isimlerin çeşitliliği ile eşya ya da çeşitlilik vermiştir. Yerin - göğün, denizin – karanın, karanlığın – aydınlığın, erkeklik ve dişilikten tutun ta, renklerin ve dillerin farklılığına kadar, bu çeşitlilik devam eder. Nitekim ayette "Yerin ve göğün yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklılığı, O’na(Allah’a) ayetlerdir, delillerdir. İşte bunlar bilginler için ayettir, delildir." (Rum,22) buyrulmaktadır. Evet, Kâinatın çeşitliliğini, sonuç veren Allahın İsimlerinin çeşitliliği, insanların dahi bir derece farklılığına sebep olmuştur. Hatta Peygamberlerin ayrı ayrı şeraitleri, velilerin başka başka tarikatleri, âlimlerin çeşit çeşit meşrepleri de şu sırdan ortaya çıkmıştır. (erisale.com 24.Söz 1.Dal)

”İnsanlardan, canlılardan ve hayvanlardan da böyle farklı renkte olanları vardır. Allaha karşı haşiyet ve saygı duyanlar, bütün bunları tefekkür eden ancak bilgin kullardır.” (Fatır,28) Burada ve Rum,22 de nazara verilen husus; Allahın değişik yaratma biçimleri vardır ve bu farklılıkları tefekkür edip, Allahın marifetine yetişen, bilginler ve bilgin kullar vurgusu yapılıp, övülüyor. Tasavvufta, buna kesret içinde vahdeti bulmak derler.

 

Soru–2: O halde İnsan milletlerin bu çeşitliliğinden biri olan Kürtlerin, sosyal operasyonlarla asimilasyona uğrayıp, kimlikleri unutturulursa, İslam buna ne der?

 

Cevap–2: İslam, Hücurat,13 de milletlerin ve kavimlerin olduğu gibi birbirlerini tanımalarını ve birbirlerini inkâr etmemelerini ifade eder. Ve böylece takvaya erişileceğini hatırlatır. Yoksa dünyanın geçici gururu için,  güçlü millet, zayıf milleti asimile ederek, zorlama operasyonlar yaparak kimliğinin eritilmesini elbette ki tasvip etmez. Müslüman’ın tavrı ise, manayı harfi ile yani Allah hesabına, bu yanlışa bir dur demek ve fıtratı müdafaa etmek olur. Bu durum,  Cevap–1 deki ayetlerde geçen bilginler ve bilgin kulların gereğini yerine getirmek olur. Yoksa İslami değerlerinden kopmuş, batıcı bir zihniyetle, Türkçülük adıyla, milyonlarla nüfusu bulunan ve binler seneden beri milliyetini ve dilini unutmayan ve Türklerin hakikî bir vatandaşı ve eskiden beri cihad arkadaşı olan Kürtlerin milliyetini kaldırıp onların dilini onlara unutturmak, bir tür vahşi ve ilkel yöntem olarak, değerlendirilmektedir.

(erisale.com 29. Mektup, 6.Risale olan 6. Kısmın Zeyli)

 

 

 

Soru–3: İslamiyet’te ırkçılık ve menfi milliyetçilik olmaz, bu durum Müslüman’ın, Kürt sorunuyla ilgilenmesi ile bağdaşabilir mi?

 

Cevap–3: Bu din kâinattan ve hayattan kopuk mu dur? Yani bu din evreni, eşyayı, insanı ve insan ilişkilerini nasıl tanımlıyor? Bunları bilmiyor muyuz? Mesela, İslam, adam öldürme ve hırsızlık yapmayı da yasaklamıştır. Biz durup dururken adam öldürmüyoruz. Peki, biri haksız olarak birini öldürmeye çalışsa,  sözlü ve nasihatle de olsa engellemeye çalışmayalım mı? Veya hırsızlık biz yapmayacağız, ama yapana nasihatle de olsa mani olmaya gayret etmeyelim mi?

 

Aynen bunun gibi, Müslümanlar ırkçılık yapamaz doğru, peki, İslam’ın bir kavminin yöneticileri ladini(Laik) olup,  menfi milliyetçilik yapıp, diğer bir kavmi veya milleti inkâr etse, baskı altında tutarsa, Müslüman’ın tavrı nasıl olacaktır? Ezilen kavmi müdafaa etmek, karşı ırkçılık veya milliyetçilik olarak algılanacak diye, vurdumduymaz davranabilir mi? Veya baskı altından kurtulana kadar haklarını müdafaa etmek ırkçılık olarak tarif edilebilir mi?  Bakınız,  Mart 1925 Takriri Sükûn Kanunu uygulamaları, 24 Eylül 1925 Şark Islahat Planı, Lice, Bingöl çevresi katliamı, 1930 Fevzi Çakmak'ın Erzincan Raporu, Ağrı Katliamı, 1934 Mecburi İskân Kanunu, Ağustos 1935 İsmet İnönü Şark İlleri Raporu, 1935 Dersim(Tunceli) kanunu, 1937 Dersim katliamı, 1936 Umumi Müfettiş Abidin Özmen Raporu ve uygulamaları, 1961 Cunta Raporu, 12 Eylül yasaklayıcı Anayasa ve Kanunları, 1990’lardaki binlerce hukuksuz faili meçhuller ve hala dilleriyle birlikte millet oluşları, resmen tanınmayan mevcut durum.

 

Soru–4: Ama, Kürt meselesinde bazı tasvip edilmeyen düşünce ve yöntemlerle temsil edilmesine ne diyeceksin?

 

Cevap–4: "Başkalarının yanlışlığı sizin doğrularınıza zarar vermez."(Maide.105) "Birisinin hatasıyla başkası mesul olmaz."(Maide.164)  Kur’anın prensipleri çerçevesinde düşünür ve hareket ederiz.

Örnek olarak: Mesela, su helaldir. Su iki şekilde içilebilir. Biri inanmadığı halde veya gafletle veya israf ederek suyun sahibini ve nimet olduğunu düşünmeden içebilir. Sen de bir Müslüman olarak, Bismillah deyip, manayı harfi ile yani, Allah hesabına suyu nimet bilerek içtiğin vakit, bu fiilin, bu eylemin ibadet olur. Yani âdeti ibadete çevirirsin. Veya diyelim ki birisi, Allahın emri zekâtı düşünmeden bir fakire, sosyalistlik anlayışıyla 1000 TL yardımda bulunuyor. O’na şekil olarak benzediği için 40.000 TL sermayemizden, 1000 TL zekâtımızı vermeyelim mi?

 

Aynen bunun gibi, başka bir kavmin yetkilileri, Kürtlerin fıtri(yaradılıştan) haklarının kullanımını engellese, Müslüman buna söz ve bilgi ile de olsa mani olmaya çalışsa, İslam fıkhı karşı mı çıkacaktır? Bir Müslüman’ın Kürt meselesine duyarsız kalması,  yani, kokuşmuş ve iltihaplanmış yaranın üstünü kapatması, uygun olur mu? Herkesin kabiliyeti nispetinde Kur'an Eczanesinden ilaçları alıp bu emraz-ı içtimaiyeye yani, sosyal yaraya merhem sürmesi İslami bir tavır olmaz mı? Hasta veya hasta bakıcı buna uymayabilir. Hastane yöneticisi de sizi yetkilendirmemiş olmakla beraber hatırlatma makamında, söz seviyesinde hizmet yapılamaz mı? Aksi halde, “Müminin mümine bağlılığı, parçaları birbirini tutan bina gibidir.” Kutsal gerçeğine zıt hareket edilmiş olmaz mı?

 

 

Soru–5: Kürt meselesine sahip çıkmak, İslam kardeşliği ile çelişmez mi?

 

Cevap–5: İslam kardeşliği demek, Cevap–2 de değindiğimiz gibi, İslam milletlerinin birbirini (1)tanıyarak (2)yardımcı olarak ve birbirini (3)inkâr etmeyerek ve dahi (4)düşmanlık yapmayarak münasebetler kurmasıdır. Yoksa bir şekilde güçlü millet, zayıf milletin kimliğini unutturarak, İslam kardeşliğini öne sürerse başta İslam’ın bu konudaki önemli prensibini çiğnemiş olur.

 

Hem mesela Endonezyalı kardeşlerimiz, kimlikleri ve dilleri ile Müslüman kardeşimiz oluyor. Araplar veya İranlı farslar, kimlikleri ve kullandıkları dilleri ile beraber Müslüman kardeş kabul ediyoruz. Boşnaklar, Pakistanlılar, Afganlar, Malaylar vs. uzatabiliriz. Neden, Kürtleri de diğerleri gibi milliyetleri ve dilleri ile birlikte Müslüman kardeş saymıyorsunuz. Hâlbuki en fazla Kürtler, size yakın ve yakınlık gösterdiler. Bu yakınlığın bedeli bu mu olmalıydı? Kimlikleri ve dilleri ile birlikte Müslüman kardeş olmak istiyorlar, kabul etmeyecek misiniz? Kürtler haricindeki herhangi bir millete böyle bir şey dayatabilir misiniz?

 

Ahmedî Hani ve Said Nursi başta olmak üzere, onların büyükleri tarafından teşhis edilen (1)cahillik, (2)fakirlik ve (3)ihtilaf’ından istifade ederek, pişmiş tavuğun başına gelmeyeni neden getirdiniz? Hâlbuki bu durum Doktor şefkatiyle muameleyi gerektiriyordu. Siz ise nasıl olsa yoğun bakımdadır diye mankurtlaştırmaya(!) çalıştınız.

 

Soru–6: Bu vatan şehit kanlarıyla sulanmış, Kürt meselesi de nerden çıktı, yabancıların oyunudur, deniliyor. Kürtlerin ve coğrafyalarının Türkiye’ye dâhil oluşu süreci nasıl olmuştur?

 

Cevap–6: Kürt coğrafyası dâhil, Anadolu topraklarının Akdeniz’in Adana ucundan, Karadeniz’in Rize ucuna kadar, Hz Ömer döneminde İslam topraklarına dahi edilmiştir. 1071 de Selçukluların Batı Anadolu’ya geçişinde en büyük yardımı dönemin Kürt devleti olan Malabadê (Mervaniler)’ nin yardımıyla gerçekleşmiştir.

 

Osmanlı döneminde Yavuz Sultan selimin, Şii propagandasını engellemek için 1514 de Safevi Devleti Hükümdarı Şah İsmail ile giriştiği Çaldıran seferinden sonra, dönemin 25 Kürt Beyi, hür iradeleri ile İdris’i Bitlisi vasıtasıyla Suni Osmanlıya Amasya’da imzalanan bir anlaşma ile özerklikleri kabul edilerek bağlanmıştır.

 

1920’lerde Türkiye’nin kuruluşunda,  kurtuluş mücadelesi, güvenli Kürt coğrafyasından dolayı Erzurum ve Sivas kongreleriyle başladı. Urfa, Maraş ve Antep illeri ise, halkın kendi öz savunmasıyla, merkezi ordu kurulmadan, düşman  olan Fransızları çıkararak,  şanlı, kahraman ve gazi unvanlarını kazanmışlardır.

 

 Yani, bu mevcut Kürt bölgesinin Türkiye topraklarında olmasında, hiçbir askerin kanı akmamıştır. Sadece kuruluş aşamasında temeli doğru atılamayan yönetim politikalarından dolayı, korumak için kan dökülmektedir.

 

Soru–7: Said Nursi Kürtçülük yapmamış, siz ne diye Kürt meselesi üzerinde duruyorsunuz?

 

Cevap–7: Sistem Laik olup, Türkçülük yapınca, en büyük kitle olan Kürtlere ve Said Nursi’ye kendi yaptığını unuttururcasına, Kürtçülükle suçlamıştır. O da haklı olarak bir Müslüman ve âlim olarak, ırkçı ve menfi milliyetçi olamayacağını söylemiştir. Yoksa memleketini ve Kürtlerin sorunlarıyla ilgilenmiş, hastalıklarını belirlemiş ve tedavi çareleri için Üniversite girişimi başta olmak üzere çabalamıştır. Kişinin başkasının zararına olmadan kendi memleketinin huzur ve sükûnu istemesi menfi milliyetçilikle alakası yoktur. Bunlar, bir duyarlı Müslüman’ın ve insanın yapması gereken şeylerdir. Said Nursi, Türkleri bir Müslüman olarak diğer milletlerden daha fazla sevmekle ve onlar vasıtasıyla iman hizmetinde maya tutturmakla beraber,  batıcı, seküler Türkçülerin uygulamalarına ise sert tepki göstermiştir:

“Diyorlar ki: Siz Türksünüz... Said bir Kürttür…” Elcevap:  Ey bedbaht mülhid(dinsiz)! Ben felillâhilhamd Müslümanım… Böyle ebedî bir uhuvveti(kardeşliği) tesis eden ve dualarıyla bana yardım eden ve içinde Kürtlerin ekseriyet-i mutlakası (çoğunluğu) bulunan üç yüz elli milyon kardeşi… O Türkçülük perdesi altına giren ve hakikaten Türk düşmanı olan hamiyetfuruş mülhidlere(gayretkeş dinsizlere) derim ki: …Sen ise, ey hamiyetfuruş sahtekâr! ... Evet, sen böyle Türkçü isen ve böyle milliyetperver isen, ben o Türkçülükten kaçıyorum; sen de benden kaçabilirsin… Elhasıl: ... Benim gibi unsuriyet(ırkçılık) fikrini frengî illeti(hastalığı) gibi bir maraz(hastalık) telâkki eden… Ve başka memlekette dünyaya gelen bir adama, “O Kürttür, arkasına düşmeyiniz” diyebilirdiniz… Evet, ben unsurca( milletçe) Türk sayılmıyorum… Türk milletinin…  menfaatlerine çalışıyoruz... Senin gibi mülhidlere karşı hiçbir cihetle dostluğumuz yok… Zira fiilleri, harekâtları, onların dâvâlarını tekzip ediyor... Ey efendiler! Bilirim ki, hak noktasında mağlûp olduğunuz zaman kuvvete müracaat edersiniz… Dünyayı başıma ateş yapsanız, hakikat-i Kur’âniyeye(Kur’an gerçeklerine) feda olan bu baş size eğilmeyecektir! ”  (erisale.com 29. Mektup 6.Risale altıncı kısım DÖRDÜNCÜ DESİSE-İ ŞEYTANİYE)

İşte biz de aynen, Üstadın hışımla karşı çıktığı, ırkçılık ve menfi milliyetçililik yapan güruhun yaptıklarının temizlenmesini, ıslahını ve düzeltilmesini istiyoruz. Ne yazık ki bir kısım Müslümanlar bu olumsuzlukları gidermeye çalışmadığı gibi, Sistemin bu yanlış, haksız ve başkasını yutan ırkçı ve menfi milliyetçi politikalarını içselleştirmeye çalışmaktadırlar.

 Said Nursi Kürtleri de Arap ve Türk gibi büyük İslam milletlerinin yanında kardeş bir millet sayar. (bakınız, Ekrad(Kürtlerin) Reçetesi Münazarat ve Hutbeyi Şamiye)  O Yeni Said döneminde de vilayeti şarkiye kavramı ile birlikte Kürt ve Kürdistan kavramlarını da kullanmıştır.(erisale.com da bir arama yapın), bazıları nedense, mümkün olduğu kadar Kürt meselesini gündeme getirmemekle unutulacağını ve İslam kardeşliğinin pekişeceğini zan ederler. Hâlbuki bilişim, iletişim ve etkileşim çağında bu tarz, sağlıklı bir yöntem değildir. Cemaatlerde veya tarikatlarde bulunan Kürtler, diğer dünyadaki milletler gibi, kimlikleri ile beraber kabul edilseler, birliktelik daha da kuvvetlenecektir. Yoksa zımni, içinden kin bağlar. Ve böylece, yapılmak istenenin aksine, bir kısım Kürt gençleri neredeyse, İslam’dan da uzaklaşacaktır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.