1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. 60 Yıllık Mücadeleyi Geride Bırakan Adam: Celal Talabani
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

60 Yıllık Mücadeleyi Geride Bırakan Adam: Celal Talabani

A+A-

 

 

 

Altmış küsur yıl Ortadoğu ve Kürdistan’da kesintisiz mücadele veren bir insanın geride bıraktığı en önemli miras, uğruna çıktığı yolda bıraktığı doğru veya yanlış izler ve anıları olsa gerek.

 

Kürd ulusal mücadelesinin dış dünyaya açılan yüzü olduğu, politik kişiliği, siyasetteki kıvraklığı, kesintisiz mücadeleci olduğu, hayatının son evresinde de politik olgunluğa eriştiği onunla ilgili öne çıkan konular arasındadır.

Ben, onun hayat hikayesinden biraz daha farklı bir kaç örnek aktarmak istiyorum bu vesileyle.

Ailesine ve Kökenine Dair

Celal Talabani, Erbil/Hewler kentinin Kuye şehrindendir. Bu isim, Zerdüştçe olan ‘kupar’ kelimesinden alınma olup dağlık bölge anlamına gelmektedir.

Kuye, Kürdlerin kadim şehirlerinden olup Süleymaniye’den önce şehir olarak tanınyordu. Osmanlı döneminde Baban ve Soran emirleri 1730 yılına kadar Kuye’de hüküm sürmüşlerdi ve Kuye, kürdlerin hükümet merkezi konumundaydı.

Talaban veya Taleban ismi de Kuye şehrinin bir köyünün adıdır. Köye bu ismin verilmesinin nedeni, köyün yüksek kesimlerinde bolca bulunan ‘tale’ ağacından dolayıdır. ‘ban’ ya da ‘bam’ dam ve tavan anlamına gelmektedir Kürdçe’de. Köyün yüksek kısımları tale ağacıyla kaplandığı için damı, tavanı tale ağaçlarıyla kaplı anlamında taleban ismini almıştır. Celal Talabani de bu bölgeden ve Talebanlardan olduğu için Talabani soyadını taşımaktadır; Barzaniler gibi.

Celal Talabani, Mahmut Zengene’nin oğlu Şeyh Ahmed Talabani’nin neslindendir. Celal Talabani’nin büyük dedesi olan Sağa Han Rüstem, İran Kürdistanı’ndaki Bukan şehrinde yaşıyordu ve o bölgenin ileri gelenlerindendi. Safevi şahlarından Şah Abbas zamanında Şii olması için baskı görünce İran Kürdistanı’ından Irak Kürdistanı’na göç ediyor ve Kerkük’e yakın Karadağ bölgesine yerleşiyor ki, kabri de oradadır. Dolayısıyla Celal talabani, köken olarak İran Kürdistanındandır.

Talabanilerde de Barzaniler gibi tarikat, şeylik ve medrese geleneği vardır. Molla Mahmut Zengene, Lahorlu Şeyh Ahmed Han ve Abdulkadir Geylani ile irtibata geçiyor ve Kadıri tarikatine üye oluyor ve de Kürdistan’da Kadıri tarikatinin yaygınlaşmasında önemli rol alıyor. Celal Talabani’nin babası Şeyh Hüsameddin Nurüllah da tekke şeyhiydi.

Mam Celal İsminin Hikayesi

Bu hikayeyi Celal Talabani’nin kendi anlatımından aktarayım:

“Küçüklükten beri adımı Mam Celal koydular. Babam da beni bu isimle çağırıyordu. Çünkü genç yaşta kaybettiği kardeşinin ismiydi Mam Celal. Ben doğmadan önce babam Mam Celal kardeşini rüyada kendisine bir elma verirken görüyor. Rüyanın tabiri için köyün mollasının yanına gidiyor. Molla da doğru veya yanlış, Allah’ın kendisine bir erkek çocuğu vereceğini söylüyor. Babam da erkek çocuğunun olması halinde adını Mam Celal koyacağını ahdediyor. Rüyası bu şekilde tabir ve tahakkuk ediyor ve ben ailenin ikinci Mam Celal’ı oluyorum. Mamosta yani Mustafa Barzani’nin dedikleri tesadüfen veya bilmeden doğru çıkıverdi.”

Mam Celal/ Celal Amca ismi, onun sevecenliğinden veya mücadelesinden dolayı kendisine verilmiş bir lakap değildir; böyle bir hikayesi var Mam Celal’in.

Varşova Gençlik Festivali’ne Gidişi

Celal Talabani’nin Kürd meselesini dünyaya tanıtmadaki rolünden sıkça söz edilir. Bu bağlamda anılarından birini aktarmak yerinde olacaktır. 1955 yılında Varşova’da düzenlenen Gençlik Festivali’ne KDP’nin Bağdat kolu sorumlusu olarak ilk kez 22 yaşlarında katılıyor. Gerisini kendi anlatımından aktarayım:

“Ben de konuşma yaparak töreni başlattım. Kürd gençlerinin uzlaşı isteklerine ve bütün dünya gençlerinin ilkesel olarak birbirleriyle bağlarının olması zaruretine ilişkin konuştum. Orada Nazım Hikmet’i konuşma yapmaya davet ettim. O da Kürdleri övme ve taktir, gördükleri zulüm ve kader haklarının tayini hakkında ateşli ve hamasi bir konuşma yaptı ve konuşmasının sonunda şöyle dedi: “Ey Kürd gençleri! Kürdistan bayrağını göndere çektiğiniz gün beni de davet etmenizi rica ediyorum. Ta ki o tarihi günde sizinle birlikte olayım.” Duygusal bir alkış tufanından sonra Çinlileri kürsüye davet ettim. Her ne kadar Çinliler Kürd ve Kürdistan ile ilgili hiç bir şey bilmiyorlardı ama Nazım Hikmet’in o şekilde konuştuğunu görünce onlar da duygulandılar ve seksen milyon Çinli gençler olarak Kürd halkını ve Kürdlerin özgürlük savaşını destekliyoruz, çünkü kendi kaderini tayin etme hakkı onların da tartışmasız hakkıdır şeklinde konuşma yaptılar.”

Festival dönüşünde Talabani’ye gösterilen ilgi düşünmeye değerdir. “O günlerde Moskova’ya gitmenin bizim için uyandırdığı heyecan, sofu, zahid ve dindar bir müslümanın Mekke ve Medine’yi görme ve Kabe’yi ziyaret etme hasreti çektiği gibiydi. Moskova ve Çin’den gelen biri, haccdan gelmiş gibiydi ve elini öpüyorlardı.” diyor Talabani. Talabani, Sovyetler’den Suriye üzeri Kürdistan’a döndüğünde haccdan dönmüş, Kabe’yi tavaf etmiş gibi karşılanıyor veya Barzani dönmüş gibi ilgi görüyordu. Molla Mustafa Barzani’nin resimlerini kendisiyle getirmiş ve hareketin öncülerine dağıtmıştı.

Buna benzer örnekler İran Kürdistan'ında da var. İran, Irak ve Suriye Kürdistan'ındaki Kürdlerin, dönemin Sovyetlerine bakışı, Türkiye Kürdistan'ından bir hayli fark ediyor.

Festival Dönüşü Şam’da Yaşadıkları

Talabani festival dönüşü Şam havaalanına indiğinde cebinde bir Dinar bile para kalmamış. Otele gitmek için taksi sürücüsüne bir box sigara veriyor. Şam’ın ortasında gecesi 80 kuruş olan döküntü bir otele gidiyor. Otelin sahibi huysuz yaşlı kadın parayı peşin isteyince, Talabani, yanımda çek var, yarın bozup parasını veririm diyor. Böcekli odada geceyi geçirdikten sonra sabah kalkıyor ama ne taksiye ne de otobüse binecek parası var ne de telefon açabilecek parası. Ruşen Bedirhan’ın evini tanıdığı için yürüyerek oraya gidiyor ama o da iki ay önce evi boşaltmıştır. Muhacirler mahallesine gittiğini söylüyorlar ve o da yürüyerek o mahalleye gidip geziyor, soruyor, soruşturuyor ama hiç kimseyi bulamıyor. Oradan Osman Sabri’nin uğrak yeri olan kahveye gidiyor ama orada da bir tanıdık bulamıyor. Yorgun, argın ve aç, susuz otele dönüyor. Yaşlı kadın da parasını istiyor, Celal çeki bozamadığını ve yarın ödeyeceğini söylüyor ve saatini veriyor ona. İkinci gün yine yaya kahveye gidiyor akşama kadar geziyor, kimseyi bulamıyor. İki gün üst üste hiç bir şey yemeden içmeden yaya dolaşıp duruyor. Üçüncü gün zorla yataktan kalkıyor ama artık gözleri de açlıktan iyi görmüyor. Şam’daki Marca meydanına gidiyor ve bir gazete bayisinin önünde duruyor. O sırada uzaktan biri ‘ Celal!’ diye çağırıyor. İçinden ‘Allah’a şükür biri beni buldu’ dedim ama gözlerim görmediği için yerimde durdum ta ki o bana yaklaşsın. Yaklaşınca sınıf arkadaşım Reuf olduğunu gördüm. Halimi sorduktan öğle yemeği yedin mi diye sordu. Ne yemeği dedim, açlıktan ölüyorum, beni bir lokantaya götür. Beni götürdü ve iki porsiyon yemek ısmarladı. Yemekten sonra kendime geldim ve bütün

macerayı anlattım. Çıkarıp bana yüz lira borç verdi ki epyece bir para ediyordu. Allah’ın rahmet kapısıydı bana açılan diyor Celal Talabani.

Moskova’da Barzani ile Görüşmesi

Festival dönüşü Çinli gruba takılıp Moskova’ya gidiyor Barzani’yi bulmak için. Ona Barzani’nin Moskova’da olmadığını söylüyorlar ama bir dizi uğraş ve uyanıklıkla sonunda buluyor.

“...Birkaç duraktan sonra bir mahalleye girdik. Biraz yaya yürüdükten sonra bir binaya yetiştik. Asansörle yukarı çıktık ve kapının zilini çaldık. Molla Mustafa Barzani kapıyı açtı. Bıyıklarını kesmişti. Ben de sıkıca kendisini kucakladım ve sevinçten bayıldım. Barzani’nin halis muhlis bir müridi idim. Beni koltuğa oturtup yüzüme su serptiler biraz kendime geldim. Sanki bir sofunun şeyhini bulmuş gibiydim. Şems’in Mevlanası gibi olmuştum. Bir süreliğine dilim kilitlendi. Bilahere oturdum ve her yerden ona olup bitenleri anlattım. Kendisine resimler götürmüştüm ve çok sevindi. Zindanda olan Şeyh Ahmed’in, Mesut ve Sabır Barzanilerin resimlerini götürmüştüm. O zamana kadar onları da resimlerini görmemişti.”

Siyasetin insani ilişkiler üzerindeki etkisi bakımından bu olay ibret vericidir. Barzani’nin müridi ve aşıkı olan Talabani, daha sonra Barzani ile ihtilafa düşüyor, ayrılıyor ve oğlu Mesut Barzani ile de amansız savaşlar yaşıyor. Sonra yine barışıyorlar ve birlikte özerk Kürdistanı kuruyorlar. Talabani-Barzani ilişkilerinin bidayesi, ortası ve nihayesi siyasi-insani ilişkiler açısından düşünmeye değer önemli örneklerden sayılır.

Altmış yıllık mücadele sonucu geride çok şey bıraktı Talabani. Uzun yıllar tartışılacak ve konuşulacak. Kuye şehrinde ilk okula gittiğinde lehçesinden dolayı çocukların kendisiyle alay ettiği küçük Talabani, Irak’ın cumhurbaşkanlığına kadar yükseldikten sonra hastalığı nedeniyle mücadeleyi bırakmak zorunda kaldı ve 84 yaşında bu dünyaya veda etti.

Uhrevi geleceği için ne gönderdi bilmiyoruz. Allah rahmet eylesin.

 

 

 

 

                           

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum