1. YAZARLAR

  2. Ali BAYRAMOĞLU

  3. 6 yıl sonra…
Ali BAYRAMOĞLU

Ali BAYRAMOĞLU

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

6 yıl sonra…

A+A-

 

Şişli Savcısı'na gidip ifade verdiğimde hayli umursamazdım. Sonuçta yazdığıma ve niyetime güveniyordum. Savcı, yazımın bir başına hiç bir şey anlaşılmayan o cümlesini değil, yazının bütününü değerlendirdiğinde, benim 'Türklüğü aşağılamak' gibi bir niyetimin bulunmadığını kolaylıkla anlayacaktı ve bu komedi de bitecekti.
 
Soruşturma sonunda bir dava açılmayacağına kesin gözüyle bakıyordum.
 
Ama hayret işte! Dava açılmıştı.
 
Yine de iyimserliğimi kaybetmedim.
 
O kadar ki, telefonla canlı olarak bağlandığım bir televizyon programında, beni suçlayan avukat Kerinçsiz'e 'Çok heveslenmemesini, bu davadan herhangi bir ceza yemeyeceğimi, eğer ceza alırsam bu ülkeyi terk edeceğimi' dahi dile getirdim…
 
Nitekim işte, bilirkişi olarak tayin edilen İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan üç kişilik heyetin mahkemeye sunmuş olduğu rapor da bunun böyle olduğunu gösteriyordu.
 
Endişelenmem için bir sebep yoktu, davanın şu ya da bu aşamasında muhakkak yanlıştan dönülecekti.
 
Ama dönülmedi.
 
Savcı, bilirkişi raporuna rağmen cezalandırılmamı istedi.
 
Ardından da hakim altı ay mahkumiyetime karar verdi.
 
(…)
 
Davanın her celsesinde 'Türkün kanı zehirlidir' dediğim dile getiriliyordu gazete haberlerinde, köşe yazılarında, televizyon programlarında.
 
Her seferinde 'Türk düşmanı' olarak biraz daha meşhur ediliyordum.
 
Adliye koridorlarında üzerime saldırıyordu faşistler, ırkçı küfürlerle.
 
Pankartlarla hakaretler yağdırıyorlardı. Yüzlerceyi bulan ve aylardır yağan telefon, email, mektup tehditleri her seferinde biraz daha artıyordu.
 
Tüm bunlara 'Ya sabır' çekip, beraat kararını bekleyerek dayanıyordum.
 
Karar açıklandığında nasıl olsa gerçek ortaya çıkacak ve bu insanlar yaptıklarından utanacaklardı.
 
Ama işte karar çıkmıştı ve tüm ümitlerim yıkılmıştı.
 
Gayrı, bir insanın olabileceği en sıkıntılı konumdaydım.
 
(…)
 
İtiraf etmeliyim ki Türkiye'deki 'Adalet sistemi'ne ve 'Hukuk' kavramına olan güvenimi fazlasıyla yitirmiş durumdaydım.
 
Nasıl yitirmeyeyim? Bu savcılar, bu hakimler üniversite okumuş, hukuk fakültelerini bitirmiş insanlar değiller mi? Okuduklarını anlayacak kapasitede olmaları gerekmiyor mu?
 
Ama gelin görün ki, bu ülkenin Yargı'sı bir çok devlet adamının ve siyasetçinin de dile getirmekten çekinmediği gibi bağımsız değil.
 
Yargı yurttaşın haklarını değil, Devlet'i koruyor.
 
Yargı yurttaşın yanında değil, Devlet'in güdümünde.
 
Şu çok açık ki, beni yalnızlaştırmak, zayıf ve savunmasız kılmak için çaba gösterenler, kendilerince muradlarına erdiler. Daha şimdiden, topluma akıttıkları kirli ve yanlış bilginin tesiriyle Hrant Dink'i artık 'Türklüğü aşağılayan' biri olarak gören ve sayısı hiç de az olmayan önemli bir kesim oluşturdular.
 
Bilgisayarımın güncesi ve hafızası bu kesimdeki yurttaşlar tarafından gönderilen öfke ve tehdit dolu satırlarla yüklü.
 
(Bu mektuplardan birinin Bursa'dan postalandığını ve yakın tehlike arz etmesi açısından da hayli kaygı verici bulduğumu ve tehdit mektubunu Şişli Savcılığı'na teslim etmeme rağmen bugüne değin herhangi bir sonuç alamadığımı yeri gelmişken not düşeyim.)
 
Bu tehditler ne kadar gerçek, ne kadar gerçek dışı? Doğrusu bunu bilmem elbette mümkün değil.
 
Benim için asıl tehdit ve asıl dayanılmaz olan, kendi kendime yaşadığım psikolojik işkence.
 
(…)
 
Bu işkencenin bir yanı merak, bir yanı tedirginlik.
 
Bir yanı dikkat, bir yanı ürkeklik…
 
Ne diyordu Adalet Bakanı Cemil Çiçek?
 
'Canım, 301'in bu kadar da abartılacak bir yanı yok. Mahkum olmuş hapse girmiş biri var mı?'
 
Sanki bedel ödemek sadece hapse girmekmiş gibi...
 
İşte size bedel... İşte size bedel...
 
Hrant Dink
 
10 Ocak 2007
 
Agos
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.