1. YAZARLAR

  2. Yıldıray OĞUR

  3. 30 Mart 2014: Kazananlar ve kaybedenler
Yıldıray OĞUR

Yıldıray OĞUR

Türkiye Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

30 Mart 2014: Kazananlar ve kaybedenler

A+A-

Önce kazananlar…

Anket şirketleri
 Çoğu. Saçlarını boyatmayanlarının neredeyse hepsi. Ne dedilerse çıktı. 
Profesyonelliğin iyi bir şey olduğunu hatırlattılar. Güven tazelediler. 
Bundan sonra daha çok kapıları çalınacak.
Leyla İmret
1993’te 5 yaşındayken çatışmalar arasında kalan babasını kaybetti. Önce 
zorunlu göçe Mersin’e, sonra dayısıyla birlikte Almanya’ya gitti. Ancak 
geçen yaz kesin dönüş yaptı. Tahmin edin neden? 13 yıl sonra annesini 
ilk kez gördü. 21 yıl sonra babasının mezarını ilk kez ziyaret edebildi. 
Yaşı zaten 27. Sadece Cizre Belediye Başkanı değil, son 21 yılın da 
canlı hikayesi. Ve nereden nereye geldiğimizin. Yani Cizrelilerin 
verdiği 36403 oyla aslında kazanan hepimiziz.
Fethiye Atlı:  
8 yıl memurluktan sonra 28 Şubat geldi. Uyarı cezaları, kınamaları 
raporlarla geçiştirmeye çalıştı. Suçu başörtüsüydü. Elazığ Keban Mal 
Müdürlüğü’nde görevliyken 2000 yılında Ankara’dan gönderilen bir 
müfettiş ifadesini aldı ve başörtüsü yüzünden memuriyetten atıldı. 
DGM’ye dava açtı ama reddedildi. Bu eski Türkiye hikayesi 30 mart 2014 
günü bitti. Kebanlılar yüzde 58.6 ile Fethiye Hanım’ı belediye başkanı 
seçtiler. Başörtüsüyle. Yakınlardaki barajın kapağından bile büyük bir 
kapak…
Seferi Yılmaz: 2005’te devletin “İyi 
çocuklarının” hedefi olmuş o kitapçının sahibiydi. Meşhur tabelası 
gözlerinizin önüne gelecek: Umut Kitabevi. Yıkılmış, camları kırılmış, 
halkın önünde provokatörleri yakaladığı meşhur kitabevinin sahibi. Şimdi 
Şemdinli Belediye Başkanı. Sandıktan çıkan oylar değil, ilahi adalet...
Ağrı
Eğer itirazlarla sonuç değişmezse önümüzdeki beş yıl boyunca BDP Milano 
Milletvekili Sırrı Sakık’ın gustosuna emanet. Kardeşlerinden birini 
faili meçhul cinayetle, ikisini dağda kaybeden iki kardeşi hapiste, iki 
kardeşi sürgünde olan, en son evlat acısını da tatmış yakışıklı ve şık 
bir adamı seçen Ağrı, birkaç yıl sonra moda haftaları düzenlenmesi 
muhtemel serhat şehir, seçimin kazananı…
Antalya
Türkiye’nin en uluslararası şehri, nihayet ulusalcı tıknazlıktan, Altın 
Portakal Film Festivali, halkevi yıl sonu müsameresine dönmekten 
kurtuldu. Giderken solcu panayırına çevirdiği festivalin açılışında 
sahneye koyduğu griye boyanmış canlı Cilali İbo heykellerini, ağlayan 
palyaço kıvamındaki sanat danışmanlarını da götürür herhalde…
Osman Baydemir:  
Diyarbakır’dan Urfa’ya kaydırılması bile en başta tuhaftı. Ama o kafaya 
takmadı. Belediye otobüsüyle seçim turları attı, dindarların gönlünü 
kazandı. Araplarla Kürtlerin birlikte yaşadığı şehirde partisinin 
oylarını ikiye katladı. Seçimin sonunda da centilmence yenilgiyi kabul 
etti. Bu kaliteli siyaset kumaşından daha çok elbise çıkacağını 
gösterdi.
Celalettin Güvenç:  Bir önceki 
seçimde bağımsız adayı başkan seçmiş bir şehrin gönlünü (hem de 3'te 
ikisinin) Ankara’dan atanmış, Maraşlı bir Vali olarak kazandı. Miadı 
dolmakta olan atanmış valilik kurumundan,  seçilmiş valilik kurumuna 
geçişin hayırlı bir ilk örneği olarak hatırlanacak.
Gülay Göktürk
28 Şubat, 27 Nisan, Gezi’den sonra 17 Aralık’ta da sadece New York 
Times’a konuşurken liberallere liberalizm, duruş, cesaret dersi verdi.  
Gazetesinde diklenmedi, dik durdu. Bir seçimden daha sonra liberal 
demokrat mazbatasını alacak…
Etyen Mahçupyan:  
Memleketin açık ara bilgesi, demokrat azizi unvanlarını korudu. Mahalle 
baskılarına sinek vızıltısı muamelesi çekip, fırtınanın gözünde 
serinkanlılığın kitabını yazdı. Manzarayı okuyamayanlara tane tane ama 
kitabın ortasından bildirdi. Sandıklardan bu seçimde de yine Etyen 
Mahçupyan çıktı….
Yandaş Medya: Diye 
aşağılandılar. Ama onlar olmasaydı bu siyasi mühendislik operasyonu boşa 
çıkarılamazdı. Amatörlüklerini affettiren bir kamu hizmeti gördüler. 
Demokrasinin namusunu kurtardılar. Daha çok yapacak işleri, gidecek 
yolları var.
Nurcular, tarikatlar: Siyasete 
ilkel yöntemlerle saldırıldığında ortalığa ilk onlar çıktı. 23 Temmuz 
1908’de Hürriyet’in, 14 Mayıs’ta demokrasinin yanında durmuş 
Bediüzzaman’ın talebeleri, yine meşru siyasetin yanında durdular. 
Beddualara paratoner oldular. İyiliği emredip, kötülüğü menettiler. Bir 
badire daha onların dualarıyla ve basiretleriyle atlatıldı. Türkiye iyi 
ki şeyhler ve dervişler ülkesi…
Barış
Çaktırmayın, kazandı. 30 Mart’ta sandıktan sessiz sedasız çıktı yine. 
Durmak yok, yola devam derken esas kastedilen. Tape'lere, paralellere, 
savaş kışkırtıcılarına karşı şerbetli. Nazar değmesin, burada keselim…
Ve tabii;
Recep Tayyip Erdoğan: Hatta 
Erdoğan ailesi. 24 saat telefonları dinlenen dünyanın tek diktatörlük 
ailesi. Hasan Cemal’in yazılarında bahsedilen millî “Adams Ailesi”. 
TCK’daki bütün suçlar üzerlerine fırlatıldı, bütün dinlerdeki  en büyük 
günahları işledikleri iddia edildi.  İdamla tehdit edilen, helikopterle 
kaçacak denen, Malezya’dan sığınma aldığından bahsedilen, ülkenin en 
büyük gazetesinin en çok okunan yazarının “mezarına tükürecekler” diye 
yazdığı “otoriter” Başbakan bir de işe bisikletle gidip gelen bir 
Danimarka Başbakanı gibi davranmadığı için eleştirildi. Ama Danimarka’da 
kötü kokan o bir şeyleri kökünden kurutacak tek sağlam irade olarak 
sandıktan çıktı. Yakın korumalarının bile başka bir devletin adamı 
çıktığı yalnız bir adam olarak meydanlara indi ve bu meşruiyet krizi 
Gordion düğümünü bir kez daha büyük kalabalıkların ona takdim ettiği 
Ekskalibur kılıcıyla çözdü. Sandıktan onun için; O arzuladıkları 
bisikletle işe gidip gelen Başbakan’ın üç günde bırakacağı makamından 
bir üst levele çıkma hakkı, paralel devleti bitirme yetkisi, çözüm 
sürecinde korkmadan ilerleme yeşil ışığı çıktı. Bir de partisinde bir 
bahar temizliği yapma özgüveni. Seçimin açık ara kazananı, kazanmayı tek 
bileni…
Ve kaybedenler…
Cemaat
Seçimlere özel efektli beddualar, kınından çıkarılmış istihbaratçılar, 
fedai savcılar, sonsuz sızıntı ve istihbarat kaynağı gazeteciler, 
ablalar, abiler, özel seçim gazeteleri, tape'ler, ittifaklarla girdiler. 
Uzun adama ömür biçtiler. Ama açık ara ve ağır kaybettiler. Bundan 10 
yıl önce Google’a adını yazdığınızda hoşgörü, diyalog çıkarken şimdi 
tape, iddianame, polis çıkıyor. Belki de Latif Erdoğanların yerine 
terleyen emniyetçileri seçtiklerinde, Kemalettin Özdemirleri fedai Fuat 
Avnilere boğdurduklarında kaybettiler. Horon tepen Tanzanyalı çocuklar 
sahnedeki yerini, İngilizce atarlı Azeri gazetecilere,  olimpiyatlarda 
madalya almış  liseli zeki çocuklar ise, ellerindeki kırık dökük 
istihbaratlarla siyasetçi tehdit eden akademisyenlere bıraktı. 
 Anlaşılan Etyen Mahçupyanların sesini kısıp, eski ülkücü militanların, 
öfkeli emekli liberallerin sesini açarak kaybetmeye devam etmekte 
kararlılar. Köprüden önceki son çıkış paralel devleti verip, cemaati 
kurtarmak da. Çare,  iyi yetişmiş, ahlaklı insanları siyasi kavgalarda 
zombileştirmekten, kapılarda CHP’ye oy dilendirmekten, mahrem 
hizmetlerde kamikaze yapıp harcatmaktan vazgeçmekte. Pensilvanya’dan 
Kestanepazarı'na ruhen sila-i rahim yapmakta. İstihbarata değil, kalp 
gözüne, tape'ye değil, tefeüle, ortam dinlemesine değil, tevafuka göre 
adım atmanın Koç’a değil, fırıncı, mobilyacı, abilere dönmenin 
haklarında daha hayırlı olduğunu onlara hatırlatabilecek dostları 
hâlâ varsa…
Gezi Ruhu: Tavizsiz idealizmden, 
ilkesiz pragmatizme savruldular. Faşizme karşı çıkıp MHP'li adayın, 
hırsızlığa karşı çıkıp yolsuzluktan ihraç edilmiş adayın arkasına 
dizildiler. Aylarca diktatör diye tatava yapıp baş şişirdikten sonra, 
ilk demokrasi sınavlarında “tatava yapma bas geç diye” atar yaptılar. 
Sırrı Süreyya’yı bile dozerin önünde yalnız bırakıp, ilk buldukları 
ambulansın peşine takılıverdiler. 60 yıldır adil seçimlerin yapıldığı 
ülkede sandıkların üzerine oturmaya çağırmaktan, bütün partilere 
dağıtılan tutanakları seferberlik içinde toplamaya kadar politik 
görgüsüzlüğün eşsiz örneklerini ortaya koydular.  Sonuçta barikattaki 
Gezi Ruhu sandıkta eski ruhlara karışıp kayboldu. Türkiye’nin direnirken 
değil esas oy verirken çok güzel olduğunu görünce en iyi bildikleri 
direnişe çağırdılar yine. Ama: Seçimler direne direne kazanılmıyor. 
Kesin bilgi, yayalım…
Kemal Kılıçdaroğlu: En 
tepedekiler, Nakkaştepedekiler,  çapulcu milyonerler arkasına dizildi. 
En çok okunan gazeteler, en çok izlenen kanallar, en çok okunan yazarlar 
iki vardiya onun için çalıştı. En iyi ülkücü adaylar, ıskartaya çıkmış 
en seçilebilir AKP’li belediyeciler ikna edilip yanına kondu. Emekli 
liberaller, devrim bekleyen solcular, Kürt partilerine sızmış Beyaz Türk 
aydınlar bağıra çağıra ard arda desteklerini açıkladı. Yetmedi, cemaat 
savcı-polis-istihbaratçı fedailerini ermine verdi.  Kasetler, tape'ler 
başından aşağıya saçıldı. Ablalar, abiler dişlerini sıkıp sıkıp Allah 
rızası için ona oy bile dilendi. Tatavacı Geziciler bile tatava yapmayıp 
basıp geçti. İstese Esad da birkaç jetini gönderebilirdi.  Son yüzyılın 
en büyük koalisyonu, en planlı organizasyonu, seçime beş kala en 
belaltı siyaset mühendisliği, laboratuvar şartlarındaki en soğuk füzyon 
deneyi bile emekli SSK Genel Müdürü Kemal Bey’den seçim kazanan CHP 
lideri Kılıçdaroğlu çıkarmaya yetmedi. Seçimden sonra “Yavaş yavaş 
ilerliyoruz” diye pazarladığı 50 yıl sonraki iktidar vaadi bile onu 
kurtarmaya yetmez. Kasetle geldi, bütün sermayesini kasetlere yatırdı. 
Ama su testisi su yolunda kırılacak gibi…
Merkez Medya
Siyaseti yanlış okumalar dalında kendilerine ait rekoru geliştirdiler. 
12 yılda bir kez daha gitti gidecek diye iktidarın karşısında 
salıverdikleri bütün lapsuslarıyla barikatlardan yaptıkları savaş yayını 
sırasında öylece yakalandılar haritalardaki sarılara. Ufukta en az beş 
yıl daha görünen AK Parti iktidarında vakitlerini kafalarında kurdukları 
şeytani iktidar imajıyla gerçeğin yakasını bir araya getirmekle, 
hasretle bir ALO sesi duymak için harcayacaklar .  Halkın yüzde 50’sini 
gözden çıkarmış bu ruh haliyle merkez medya koltuklarında ömürleri kısa. 
Gazeteciliği bırakıp öfkeli bir kesimin sözcülüğünü sürdürdükçe 
Sözcüleşecekler, sosyolojik mahallelerinin baskısına hakikati 
harcattıkça itibarsızlaşacaklar. Belki bir dahaki seçime kaybedenler 
listesinde bile kendilerine yer bulamayacaklar.
Ertuğrul Günay- İdris Naim Şahin
Memleketleri Ordu, istifa ettikleri partiye yüzde 55 ve 19 ilçenin 
19’unu da vererek onları siyaseten tasfiye etti.  Onlara da cemaatin 
oligarşik dar kadrosu pozisyonları, Türkiye bölünüyor, elden gidiyor 
korosunda  itirafçı AKP’li rolleri kaldı.
Tunceli-Ovacık
2014 yılında Paris Komünü’nü , 1917’yi, şanslıysalar Küba’yı, 
Venezuela’yı yaşayacaklar. Dünyanın, yurdun her yerinden yoldaşlar bu 
tecrübeyi  görmek için ilçelerine gelecek, topraklarına yüzlerini 
sürecek. Kursaklarda, kitaplarda kalmış bütün sosyalist tecrübeler, 
pratikler üzerlerinde denenecek. Bu beş yılda sütten kesilen ineklerin 
hikayesi bile Ovacık tecrübesi adlı sıkıcı kitaplarda anlatılacak. Beş 
yıl sonraki seçimlerde Troçkistlerin şansı yüksek…
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.