1. YAZARLAR

  2. Yavuz Yılmaz

  3. 24 HAZİRAN SEÇİMLERİ, CHP, HDP, SAADET PARTİSİ VE ANKET ŞİRKETLERİNİN MANİPÜLASYONU.
Yavuz Yılmaz

Yavuz Yılmaz

Analiz
Yazarın Tüm Yazıları >

24 HAZİRAN SEÇİMLERİ, CHP, HDP, SAADET PARTİSİ VE ANKET ŞİRKETLERİNİN MANİPÜLASYONU.

A+A-

 

 

“Bazı insanlar, gerçeği duymak istemezler; çünkü daldıkları rüya aleminden sıyrılmak istemezler.” Nietzsche (Muhalefet açısından 24 Haziran seçimlerinin özeti.)

 

Küçük siyasal hesaplar ve seçmendeki büyük bir siyasal projenin küçük ve kullanışlı aktörü algısı Saadet Partisini iyice hırpalayıp zedeledi. Karşımıza dindar çoğunluğun mesafeli durduğu, bunun yanında dindar çoğunlukla köklü sorunları olan kesimlerin ( Yılmaz Özdil ve Uğur Dündar) övdüğü bir siyasal yapı çıktı. Hiçbir tutum, 28 Şubatta dindarlara kan kusturan zihniyetin medya ayaklarından olan Uğur Dündar 'a gösterilen ilgi kadar yaralamadı bu dönemin mağdurlarını. Bu basiretsizliğin, farklı toplumsal kesimler arasında diyalog kurma ile telif edilmesi imkansızdır.

Saadet Partisinin doğru bir pozisyon alabilmesi için illa Ak Partiyle seçim işbirliği yapması gerekmiyordu. Hem iktidar hem de muhalefet karşısında bağımsız bir duruş sergileyebilirdi. Asıl eleştiri konusu olan, Saadet Partisinin neye karsı çıktığı değil, neyin tarafında durduğu konusudur.

Saadet Partisinin kuvvetli bir özeleştiri süzgecinden geçmesi gerekir. Ancak izlediğim kadarıyla bunu yapmaya niyetleri yok. Bunun yerine 24 Haziranda aldıkları pozisyonun haklı olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlar.

Saadet Partisi üzerinde önemle duruyorum. Çünkü gelecekte kuşkusuz bu partiye ihtiyacımız olacak. Dindar kitlenin umudunu küçük hesaplara feda etmemek gerekirdi. Sadece haklı iktidar eleştirileri yetmiyor, siyasal pozisyon olarak haklı ve meşru bir yerde durmak da gerekir. Saadet Partisinin temel çelişkisi buydu

Saadet Partisi için en uygun yolun, hem Ak parti hem de diğer partiler karşısında üçüncü bir yol izlemesi olduğunu düşünüyorum. Bunu da ifade ettim. İktidar eleştirilerinin bir bölümünde haklıydı kuşkusuz. Sosyolojik olarak sorun olan içinde bulunduğu ittifaktır. Seçmenden karşılık bulmamasının nedeni büyük ölçüde buydu. Kendisine yönelecek seçmenin önünü kendi eliyle tıkadı.

Muhafazakar dindar seçmenin, kendisine tehdit olarak gördüğü blokta yer alması, bu kesimin büyük tepkisini çekti.

Saadet Partisinin önünde Ak Parti sonrası alternatif olma fırsatı vardı. Ama gördük ki, yaptığı Türkiye sosyolojisinde uymayan tercihleri sayesinde bu fırsatı heba etti. Saadet Partisi, Ak Parti'yi yüzde 42 ye indiren seçmenin neden kendine yönelmediğini analiz etmelidir.

Saadet Partisi kendi çıkarları açısından başarılı olmuştur. Ak partinin ve MHP'nin ona yakın milletvekilini engelleyerek hem Ak Partinin tek başına 300 milletvekili almasını engelledi, hem de muhalefete 10 yakın milletvekili kazandırdı. İçinde bulunduğu ittifakın ondan beklediği görevi harfiyen yerine getirdi.

Asıl sorun, Saadet Partisinin dışarıdan nasıl tanımlandığı değil, neden bu tanımlamaların karşılık bulduğu. Sorun Saadet Partisinin kendini nasıl tanımladığıdır. Şimdi öfkeyle öteye beriye sataşma zamanı değil. Akılcı ve kendinden başlayarak özeleştiri zamanıdır. Seçimle başlayan dışlayıcı, ötekileştirici dilin hiçbir yararı yok.

Ak partiden uzaklaşan muhafazakar dindar seçmenin, Saadet Partisine yönelmemesinin sosyolojik gerekçelerini iyi analiz etmek gerekir. Saadet Partisi, şu gerçekle yüzleşmeli: İktidar partisi oy kaybettiği bir süreçte neden kendileri bir çekim merkezi olmadı? Baştan beri uyardık. Saadet yanlış yerde durdu, yanlış bir söylemde ısrar etti. Politik olarak muhafazakar dindarların ürktüğü bir blokta yer aldı. Artık Saadet, muhafazakar dindarların ikinci tercihi olmaktan çıktı. Saadet sadece bir seçim kaybetmedi. Resmen siyasal intiharı seçti.

Saadet Partililer hala olayın sosyolojik analizi yapabilmiş değil. Olay milletvekili çıkmış çıkmamış olayı değil. Olay yapılan tercihin seçmenden karşılık bulmaması dahası reddedilmesidir. Hala dış sebepler öne çıkarılıyor. Ne diyor Aziz kitap. Başınıza gelenler kendi ellerinizle yaptıklarınız yüzündendir.

Temel Karamollaoğlu’ndan " "bilge " çıkmazdı, çıkamazdı. Ne formasyonu, ne Türk siyasetinin dinamiklerini okuması ve ne de bağımsız karar alma konusundaki yetersizliği buna engeldi. Saadet Partisi hala dışarıyı suçluyor. İnsanın günahlarının sorumlusu Şeytan değil kendi zaaflarıdır.

CHP ve HDP’nin başarısızlığın temeli sadece ideoloji ve lider sorunu değildir. Din, kültür, tarih konusunda köklü dönüşümler gerekiyor. Bu arada HDP'nin ne kadar sol olduğu da sorulabilir? Gerçek solun daha iyi olduğu anlayışı da bir başka sorun.

Kılıçdaroğlu, seçim kazanamıyor; ancak parti içi iktidar savaşını her zaman kazanıyor. CHP, bu ülkenin kadim değerleriyle sağlıklı bir iletişim dili kuramadığı sürece toplumu kucaklaması imkansızdır. CHP ve Saadet Partisindendi seçim

analizleri insanı dehşete düşürüyor. İnsan hiç " biz nerede hata yaptık?" Sorusuyla yüzleşmez mi?

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, seçim ertesinde yaptığı açıklamada şunları söylemişti: "Erdoğan topal örnektir. Artık her istediğini yapamayacaktır.","Ben diktatörün nesini teorik edeceğim." Muhalefet lideri arka arkaya söylediği bu iki cümle arasındaki tutarsızlığı fark edemiyor. Ne yazık ki, CHP, yüzde 42 alan partiyi mağlup, yüzde 22 oy alan partiyi ise galip ilan eden bir akıl tarafından yönetiliyor.

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, yaşanan travma karşısında şu açıklamayı yapmak zorunda kalıyor: ''Bana diyorlar ki,(Seçim Gecesini kastediyor) “İnsanları sokaklara niye davet etmedin!” Neden edeyim? Etmem için ortada belgelenmiş bir hırsızlık olması lazım. Var mı? Yok! Partinin ıslak imzalı tutanakları var. Tutuyor mu? Tutuyor. YSK’nın vicdana, hukuka aykırı bir kararı var mı? Yok! E niye sokağa davet edeceğim milleti? Sadece iş olsun diye mi? “Bak helâl olsun!” desinler diye mi?'' (Muharrem İnce'nin, Ayşe Arman'la yaptığı röportajdan )

Her partinin ve toplumsal kesimin seçimden çıkaracağı sonuçlar var. Türkiye devasa bir toplumsal dönüşümden geçiyor. En büyük kazançlardan biri de, Muharrem İnce'nin katı laik ve Kemalist söylemden uzaklaşarak dindarların korkularını izole etme anlayışıdır. Bunun süreceğini düşünüyorum. Sol din ile barışmayı başarabilirse, solun dine mesafeli olmasının doğurduğu süreç başka bir noktaya evrilebilir. Hiç kimse toplumsal sosyoloji ile savaşamaz.

Türkiye'nin karşılaştığı her krizden muhalefet kaybederek çıkıyor. Gerçekten ilginç. Bir ilginç olayda olumsuz gelişmelerden iktidarın değil de muhalefetin sorumlu tutulması. Bu olayın sosyolojisi üzerine derinlemesine düşünmek gerekiyor. Halk neden eleştirmesine rağmen desteğini iktidardan çekmiyor? Muhaliflerin bu soru üzerine düşünmesi gerekmez mi?"

Çifte vatandaşlık dolayısıyla Almanya ve Türkiye deki seçimlerde oy kullanan seçmen davranışları ilginç bir durum ortaya çıkardı. Ak Partiyi destekleyen seçmen Almanya seçimlerinde sosyal demokrat partilere oy veriyorlar ağırlıklı olarak. Kuşkusuz bunu yaparken Alman sosyal demokratların dini pratiklerini yerine getirip getirmediğini bakmıyorlar. Peki, Türkiye'deki sosyal demokratların, solcuların aklına hiç şu soruyu analiz etmek gelmiyor mu? Neden Almanya'da sosyal demokratları destekleyen seçmen burada bize değil de Ak partiye oy veriyor. Kuşkusuz burada oy verme davranışını temel dinamiği siyasetçilerin dindar olup olmaması değil. Dindar seçmen Türkiye'deki sola öfkeli. Çünkü kendisini adam yerine koymuyor.

28 Şubat Döneminin bütün ağırlığı ve hukuksuz uygulamalerını yaşadık. Bu karanlık dönem de sol ve sosyal demokratlar dindarlara hayatı dar eden uygulamalara sessiz kaldılar. Dahası desteklediler. Başörtüsüyle okula gitmesine karşı çıkarken, çocuğunu Kuran Kursuna göndermek isteyeni engellerken laiklik, Kemalizm ve çağdaşlık kelimeleri kullanıldı. Sonra dönüp niçin bunlar laikliliğe ve Kemalizm'e mesafeli ve karşı diye şikayet ettiniz.

Türkiye'deki muhafazakar dindarların laiklik ve Kemalizm karşıtı olmalarının nedeni laikler ve Kemalistlerin çarpık din ve modernleşme anlayışıdır. Toplumla dinin arasını açmaya çalıştıkça laiklik ve Kemalizm’in yerleşeceğini yanılgısına kapıldılar ve giderek topluma ve değerlerine yabancılaştılar. Oysa dindarlara hak, hukuk, adalet yönünden yaklaşmasını becerebilseydiniz, bu kitleyi kendinizden uzaklaştırmayacaktınız. Görevinde çok başarılı olan dindar insanları okullardan, polislikten, askerlikten attınız. Bu derece hukuku katletmeyi göze aldınız. Oysa dindarlara sizin namaz kılmamıza değil, adaletli olmanıza bakıyor. Dine bu çarpık bakışınız dindarları ürkütüyor ve sağ muhafazakar partilerin kucağına itiyor.

Cumhuriyet modernleşmesi milliyetçiliği, İslami değerleri paranteze alarak yeniden yorumladı. Atatürk milliyetçiliği denen ideolojik tutum aslında dini değerleri dışlayan ulusalcılıktır.

Ben iktidar muhaliflerinin sorununun baskı ve tehditlerden dolayı olduğunu düşünenlerden değilim. Asıl sorun güttükleri siyasetteki ve egemen oldukları belediyelerdeki tutarsızlıkları ilgilidir. Yoksa ne kadar baskı olursa olsun, bu halkı söylem ve eylemde bulunanları daha da kuvvetlendiren bir faktör olması gerekir. Dahası muhalefet, iktidar baskısını kendi başarısızlığına sebep olarak kullanıyor. Elinde tuttuğum belediyeye haklı sebeplerle atanan kayyumun senden çok daha başarılı olmasını kolay açıklayamazsın. Olayların nedenini dış sebeplere yönelterek olayı anlamlandırmaya çalışıyor. Oysa belirleyici olan iktidar değil sizin ne yaptığımızdır. Ben, Anadolu sosyolojisinde uygun, insan hakları ve demokrasi etrafında siyaset yapma kanallarının bütün sıkıntılara karşın açık olduğunu düşünüyorum. Neredeyse bir askeri darbenin eşiğinden dönmüş bir ülkede, bunu yapanları sorun etmeyen bir muhalefetin hangi sorunu sahipleneceği merak konusudur. Hala kendi hataları konusunda özeleştiri yapmayan bir muhalefet sorunu ile karşı karşıyayız. Hele iktidar in kazanmasını sosyolojik nedenlere ve muhalefetin yetersizliğine bağlamak yerine baskı ortamıyla açıklamaya çalışmak bana hiç anlamlı ve tutarlı gelmiyor. Örneğin HDP'nin bölgede oy kaybına uğramasının nedeni iktidar veya devlet baskısı mı yoksa, HDP/ PKK siyasetinin devlet baskısını gölgede bırakan şiddet ve yıldırma politikaları mıdır, sorusuyla yüzleşmek gerekmez mi? Bunun yerine

sadece devleti suçlamak, sorunun kaynağını gizlemek gibi bir sonuca yol açıyor. Belki de amaç budur. Eğer özgürlük isteyen grupların kendileri daha büyük bir şiddet satmasının içindeyse sorun devlette değildir.

Eleştirel düşünen / düşünmeye çalışan Kürt aydınlarının işi zor. Bir tarafta PKK terörü, bir yanda HDP'den kaynaklı mahalle baskısı, diğer yandan OHAL koşulları.

Perde önünde ki HDP ile perde gerisindeki HDP tümüyle farklı. Bazen perde gerisini perde önüne yansıtmayı da engelleyemiyorlar. HDP çift kişilikli bir şizofren hastaya benziyor.

HDP, Kürt nüfusunun yoğun olduğu Güneydoğu illerinde oy kaybederken Batıda artırıyor., Benzer şekilde, Ak Parti ve MHP'nin Doğuda oyunu artırması üzerine düşünmek gerekir. Milliyetçilik üzerine yeniden düşünmenin vaktidir.

Analiz "Şişli; Demirtaş 5.54-HDP: 18.23.

Bakırköy; Demirtaş: 2.93-HDP:13.87

Kadıköy: Demirtaş; 2.47-HDP:13.54.

Beşiktaş; Demirtaş; 2.23-HDP;16.49"

Mustafa Kemal'in askerleri ile HDP/ PKK arasındaki birliktelik açık. Benim tezim HDP ve Kemalizm’in modernleşme teorisinin örtüştüğü yolundadır. İkisi de ulus devletten yana, ikisi de ilerlemeci, ikisi de dine mesafeli, ikisi de militan müdahaleci modernleşme taraftarı. İkisi de ulusalcı, dahası ikisi de ilerlemeci ve ikisi de aydınlanmacı. Ulus devlet kurmak için Kürt milliyetçileri, adım adım Kemalist projeyi izliyor. Elinize Ziya Gökalp'in "Türkçülüğün Esasları" adlı, Türk Milliyetçiliğinin kutsal kitabını alın içinde " Türk" geçen yere " Kürt" kavramını koyun bir Kürt Milliyetçisinin itirazı olmaz. Bu birlikteliğin benim için hiç şaşırtıcı bir yanı yok."-

Kürt aydınları o kadar gerçeklerden kopuk ve ütopik davranıyorlar ki, onların mobilize ettiği kitleler büyük hayal kırıklığı yaşıyorlar. Silahın hüküm sürdüğü yerde demokratik eleştiri mümkün değildir.

Kürt aydınları şimdiye kadar, dış güçler ve Türkiye düşmanlığı üzerinden PKK/ HDP üzerine düşünme ve zaaflarıyla yüzleşmeyi sürekli ertelediler. Bir anlamda da haklılar. Karşı çıkanları hain, alçak, satılmış diye infaz eden bir yapı var.

Ne söylediğimiz gayet açık. Siyasal iktidarın uygulamalarını eleştirir, karşı çıkabilirsiniz. OHAL uygulamalarında yaşanan hukuksuzluklara işaret edebilirsiniz. Güvenlik güçlerinin yaptığı hukuksuzlara da karşı çıkabilirsiniz. Öyle de olmalı. Ama şiddetin, vahşetin, katliamın kitabını yazan PKK ve benzeri terör örgütlerine bir eleştirel cümle kuramıyorsan haktan, eşitlikten, hukuktan, ahlaktan söz etmeyeceksin.

PKK'nın yaptığı katliamların tamamının yalan haber olduğunu düşünecek kadar ideolojik militanlığın eşiğinde duruyorsan yapılacak bir şey yok. PKK vantalist bir terör örgütüdür. Yaratılmak istenen algı su; PKK katliamlarını yapan başkalarıdır. PKK aslında bir terör örgütü değildir. PKK'nın vahşi infazların tanık olan insanlar hala yaşıyor. Bir terör örgütünü normal göstererek hakikaten sosyolojisi zehirlediniz.

Bir taraftan demokrasi, insan hakları ve kardeşlik der, öte yandan terör örgütlerinin vahşetine seyirci kalan, sessiz kalan ve onaylayan bir yerde durur, insanların infaz edilmesine iki kelam etmezsen; PKK gibi bir terör şebekesinden, Kürtleri bağımsızlığa taşıyacak bir hareket çıkarmaya çalışırsan, felsefeden, bilimden, ahlaktan söz ederek bu derin ahlakı çelişkiyi kapatamazsın.

Kürt siyasetinde önemli bir yenileşme ihtiyacı olduğu açık. Ama görünen o ki, Kürt mahallesini bir süre daha HDP kontrol edecek. Hüdapar anlamlı bir oy artışına karşın hala alternatif olmaktan uzak. Bu yenileşmeyi HDP başarabilir mi? Seçim öncesi tavırlarına bakarsanız, çok zor.

Toplumda milliyetçiliğin arttığı yolunda bir tez var. Kuşkusuz bu tezlerin olgularla desteklenmesi gerekir. En azından seçmen davranışı bunun tersini gösteriyor. Ak Parti ve MHP'nin Türk milliyetçiliğin yoğun olduğu yerlerde oyları bir miktar gerilerken, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde artıyor. Keza HDP,'ın oyu Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde azalış gösterirken Batıda artıyor. Kuşkusuz sosyal olayları tek bir nedene bağlayarak açıklama yanıltıcı olabilir. Ancak, bu durum, başka parametrelerin milliyetçilik refleksini geride bıraktığını gösteriyor.

Hakan Bayrakçı ve Hüsnü Mahalli, ellerindeki verileri bilerek sakladıklarını ifade ettiler. Aslında söyledikleri şu: Biz bilerek gerçekleri gizledik. Hakan Bayrakçı: “Erdoğan’ın % 50'yi aşacağını biliyorduk açıklasam CHP beni çarmıha gererdi CHP baskısı nedeniyle açıklayamadık!” Toplumu böyle motive ederseniz, bazı insanlar, izi kaybolan mühür gibi normal zekalı bir insanın inanmayacağı bir paylaşım yapabiliyorlar. Elbette sadece suç Hakan Bayrakçı'nın değil, izi kaybolan mühür inanacak kadar zekadan yoksulsanız, suçun bir bölümü de siz de .

Hüsnü Mahalli, Hakan Bayrakçı'nın yazıları kendilerinin bildikleri gerçekleri bilinçli bir şekilde izlediklerini gösteriyor. Peki bundan sonra yazdığınız analizlere nasıl güvenilecek.

Öyle görülüyor ki, CHP'li destekleyen Tv, Gazete ve yazarlar toplumu bilerek yanlış yönlendirdiler. Bunlara dayanan insanlar büyük hayal kırıklığı yaşadılar. CHP ve diğer muhalefet partilerinin ve yazarların gerçeği bildikleri halde , topluma yanlış umut vermeleri seçmeni yanlış motive etti.

 

Manipülasyon sadece Bülent Tezcan'ın " secim ikinci tura kaldı " sözü masum bir yanlışlık değil. Aslında olay bir operasyondur. Operasyon, Hakan Bayrakçı''nın yaptığı gibi, buldukları verileri değiştiren bir anlayışa dayanıyor. Hakan Bayrakcı'nın 'üzerimde baskı vardı" tezi anlamlı ve ahlaki değildir. Hakan Bayrakçı resmen yalan söyledi aylarca. Peki yarın yerel seçimlerde senin araştırmalarına nasıl güveneceğiz. FOX , HALK ve KRT tv, ile Sözcü, Cumhuriyet, Birgün gibi gazeteler ve Kemalist ulusalcı siteler , seçimde yolsuzluk ve seçim sonuçları konusunda öyle yalan, yanlış, manipülatif haberler yaptılar ki , CHP seçmeninin bir bölümünü , Muharrem İnce'nin şikayet ettiği şizofren tipler haline getirdi. Bu durum komplo teorisi ile gerçeği ayıramayan bir kitle ortaya çıkardı. Bunun nedeni Yılmaz Özdil, Fatih Portakal, İsmail Kücükkaya, Eren Erdem gibi kişilerdir. Maltepe mitinginde beş milyon insan vardı diye yalan söylersen seçimde çıkan iki buçuk milyon oy çıkınca yaşanan travmanın sebebi olursunuz. Aşırı komplo teorisinin insanın gözünün önündeki gerçeği vermemesiyle sonuçlanacağı açıktır.

Eski siyasetçi Yaşar Okuyan'ın seçim öncesi yaptığı MHP tahmini sosyal medyayı sallıyor. MHP'nin yüzde 5 oyu olduğunu söyleyen Okuyan: "MHP barajı geçsin Tandoğan meydanına gidip anırmayan Yaşar Okuyan şerefsizdir. O kadar net söylüyorum. Hadi anırtsın lan beni" diyor. 24 Haziran seçimlerinde MHP barajı rahat bir şekilde geçmeyi başardı. Okuyan'ın bu duruma tepkisi merak ediliyor.

Bir kez daha belirtmekte yarar var. Seçim adaletin, hakkın, doğruluğun ölçütü değildir. Siyaset felsefesi açısından " Bizi beş yıl kim yönetecek?" sorusunun meşruiyetini verir. Çoğunluk elbette doğruluğun ölçütü değildir. Sorumluluğu dağıtmanın ölçütüdür. Çoğunluğun iradesi rıza açısından önemlidir. Aliya'nın dediği gibi en iyi diktatörlük en kötü demokrasiden kötüdür. Çünkü ahlaka dayanmaz.

Öyle görülüyor ki, muhalefet "Sosyolojik zeminle uyuşmayan aşırı beklentilerin sonrasında yaşanan hayal kırıklığı altında ezildi.

Hiç kuşku yok ki, özeleştirinin önündeki en büyük engel, militan özcü yaklaşımdır. Bu yaklaşım grup küçülüp marjinalleştikçe etkisini artırır. Özcü yaklaşımlar en iyi öğretinin kendilerine ait olduğunu düşünürler. En küçük bir özeleştiri yapmazlar. Kendi öğretilerine sarsılmaz bir iman ile bağlıdırlar. Eleştirilerinde sürekli dış faktörler üzerine yoğunlaşırlar. Hariciler, Haşhaşiler, İŞİD ve FETÖ dahil böyledir. Siyasal partiler böyle olmamalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.