1. YAZARLAR

  2. Ali BAYRAMOĞLU

  3. 2008 biterken…
Ali BAYRAMOĞLU

Ali BAYRAMOĞLU

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

2008 biterken…

A+A-

2008 yılının son günlerini soluyoruz… İç siyaset açısından sona, seçim hazırlıkları, Kürt meselesindeki alevler, 1915'e dair özürün yarattığı tartışmalarla yaklaşıyoruz…

Ne kattı hanemize 2008 ya da ne aldı götürdü?

Aslında önemli bir yılı geride bıraktık, zira bu yıl sadece kendisini değil, öncesini anlamlı kılan, yarına yönelik ciddi sinyaller yollayan gelişlemere tanık oldu.

2008 yılını değerlendirmek için önce onu 1999-2008 arası yaşanan değişim süreci içinde, ülkeyi kuşatan bu dalga içinde bir yere oturtmak gerek.

2008, bu süreçte gerçekten özel bir yer tutmaktadır:

2008, özellikle devlet, siyasi iktidar, siyasi taşıyıcı açısından bakıldığında, değişim sürecinin durakladığı bir yıldır.

2008, değişimci siyasi aktörlerin güçlerin yaralı ve yorgun bir görünüm sergilediği, bugüne kadar reformist politikalarla öne çıkmış siyasi iktidarın siyasi tedirginlik evresine girdiği yıl olarak karşımıza çıkmıştır.

Büyük öykü ortadadır:

2002'de AK Parti'yi iktidara getiren seçimler, İslami bir bagajı olan bu siyasi partinin değişimci ve AB yanlısı politikalar izlemesi, din ve siyaset ilişkilerin arasına ciddi ve önemli mesafelerin gelmesi, bir sekülerleşme dalgası, ülkenin gerek devlet yapısının sivilleşmesi gerek temel hak ve özgürlükler alanın genişlemesi açısından hızla yol alması, 1999'dan 2007'ye kadar uzanan evrenin ana dokusunu oluşturur.

Bu süreçte darbe hazırlıkları dahil olmak üzere bir dizi “değişime direnç hamlesi” sonuç vermemiş, toplumsal ve ekonomik merkezi güçler reformcu hükümet programlarına doğrudan yada dolaylı biçimde sahip çıkmışlardır.

2007'nin bu değişim sürecinin, değişimin doruğa çıktığı yıl olduğu açıktır.

Zira cumhurbaşkanlığı seçimleri, vesayetçi anayasal ve siyasi modelini bir kez daha, belki de temelden sarsacak bir durum yaratmıştı.

Siyaset karşısında (atanmış ve kurumsal güçler anlamında) devlet iktidarını, dahası denetimini temsil eden cumhurbaşkanlığı makamının siyasi alana dahil edilmesi riski ortaya çıktı.

Sonrası malum:

Direnç hızla ön plana çıktı.

Cumhuriyet mitingleri bir yanda, 27 Nisan muhtırası, direncin aktörleri şaha kalktı.

Muhtırayla ardından Anayasa Mahkemesi'nin ünlü 367 kararıyla sistem bloke oldu ve erken seçimlere gidildi.

Birkaç ay sonra, 22 Temmuz seçimlerinde AK Parti'nin aldığı yüzde 47'lik oy oranı bir bakıma toplumun siyaset dışı girişimlere verdiği ağır bir cevaptı.

Bu oy oranı ve destek vesayetçi modelinin bir ayağının kırılmasına, cumhurbaşkanlığının ideolojik denetleyici işlevinin sona ermesine yol açtı.

Bunun çatışmada bir son değil, bir ara nokta, hatta yeni bir başlangıç olduğunu söylemek yanlış olmaz. Gerçekten de asker bu duruma karşılık Çankaya'ya karşı soğuk savaş başlattı ve ordu ile hükümet arasında mesafe ve sembolik savaş hız kazandı.

2008 işte bu koşullarda hem ordunun hem siyasi iktidarın yara aldığı bir çerçevede açıldı…

Beklenen aslında siyasi iktidarın Temmuz seçimlerinden aldığı rüzgarla, yaralı, alanı daralmış bir askeri güç karşısında yeni bir demokrasi hamlesine girişmesi, demokratik seferberlik ilan etmesiydi.

Ne var ki beklenen olmadı…

Tersine siyasi iktidar da, hasımları gibi, her geçen gün kan kaybetme işaretleri verdi, yorgunluk ve terdirginlik kokusu yaymaya başladı.

Bu koşullarda tarafların hamleleri birbirini izledi.

Her bir hamle çatışan aktörleri biraz daha yordu ve yaraladı.

Yıl içinde geçen her gün, her ay, yorgunluk ve yaralanmanın sonucu olarak, iki asli aktör ve asker ve siyasi iktidar arasında çatışma kadar yakınlaşma kapıları açıyor, durağanlaşma ve siyasi açıdan muhafazakarlaşma 2008'i adım adım belirliyordu?

Peki nasıl?

Yarına…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.