1. YAZARLAR

  2. M. Latif YILDIZ

  3. 200 Yıllık Zulüm ve Adalet
M. Latif YILDIZ

M. Latif YILDIZ

sorgu / yuksekovahaber
Yazarın Tüm Yazıları >

200 Yıllık Zulüm ve Adalet

A+A-
     Mısır katliamı gündemde biliyorum. Ancak ben askeri rejimin faşist cinayetlerini ele almayı farklı güncel konuyla ele almak istiyorum. Ergenekon üzerine neredeyse yazmayan, çizmeyen medya kuruluşu kalmadı. Gazete sütunlarından TV ekranlarına, İnternet ortamından dünya medyasına kadar herkes meşrebine göre bir yorum getirdi. Ama izlediğim kadarı ile çok az kişi hakkıyla adil yorum yaptı.
 
     Tamam meşrebimizde “oh olsun, bin beter olsun” demek yoksa bile “etme, bulma dünyası” değimine göndermede bulunmadan konuyu ele almamakta mümkün değil.
 
     Askeri Gücü arkasına alarak ülkeyi yönetenler bu toprakların kadim halklarına yapmadıkları zulüm kalmadı. “Adalet” emreden bir dinin mensubu olan Osmanlı ve onun devamı Cumhuriyet Türkiye’si değil adaletsiz, zulümle muamele ettiğini tarih de Allah’ta şahittir. Bu yüzden her duamda “zülüm etmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım” derim.
 
     Osmanlı’da Kürdlere ve diğer azınlıklara karşı soykırım olarak yorumlanan zulümler serisi 1806 da Kürd Babanzade Abdurrahman isyanıyla başladı. 6 Mart 1921 Koçgirin’e kadar Osmanlılar tam 20 Kürd isyanını misliyle şiddet, zulüm ve katliam ile bastırdı.
 
     Cumhuriyetle birlikte Kürdlere karşı 13 Şubat 30 Mayıs 1925’te başlayan katliamlar Şeyh Sait başkaldırısı ile start aldı. Aynı yıl Nehri, Reşkotan, Raman tedip hareketi ve 1. Sason katliamı gerçekleşti. 1926 da 1. Ağrı, Hazro, Koçuşağı; 1927’de Mutki, 2. Ağrı, Biçar; 1929 Resul ve Tendürek; 1930 Savur, Ziylan, Hakkari, 2. Ağrı, Şeyh Mahmut Benzerci, Pülümür, 1931 Şeyh Ahmet Barzani, 1934 Baban ve 1937 Sason, Dersim Seyit Rıza tenkil, katliam ve zulmü ile Kürdler seslerini uzun süre çıkartamayacak kadar susturuldu, sindirildi.
 
     Ancak bu sessizlik PKK’nin 1984 silahlı başkaldırısına kadar sürdü. PKK isyanını da günümüze kadar bastırmak için 50 bin; 1990’lı yıllarda 17 bin 500 faili meçhul (belli) Kürd katledildi. 4 bin köyden 4 milyon isyan sürgün edildi. Şimdi 2013 yılında bu kanlı süreç için “barış” çabaları kör topal devam ederken Başbakan uçak açıklamasıyla sürece sekte vurdu.
 
     Yalnız Kürdlere değil. En belirgin azınlık olayları; 1915 Ermeni ve Süryani kıyımı, 1934 Trakya Yahudi programı, 1942 Varlık Vergisi, 1955 ‘te 6-7 Eylül olaylarını sayabiliriz.
 
     Türk halkı dahil vatandaşlarının tamamına Cumhuriyetin yaptığı ortak zulüm ise 1960, 1980 darbeleri, 1971 muhtırası ve 1997’de 28 Şubat müdahalelerini sayabiliriz.
 
     Osmanlı ve Cumhuriyet süresince 200 yıldır devletin yönetiminde muktedir olanlar vatandaşına adaletsiz davranıyor, zulüm yapıyor. En sonuncusu Silahlı Kuvvetlerde birileri ( mahkemenin müebbet ve çeşitli hapis cezalarına çarptırdığı) Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven, Balyoz, İrtica ile Mücadele ve Ergenekon adı altında hükümetler istifaya zorlandı.
 
     Haksızlık, adaletsizlik ve zulmün diz boyu olduğu yılların müsebbiplerinden bazıları bugün mahkemeler karşısında halka değil, Fırat’ın doğusuna hiç değil; sadece hükümete karşı yaptıklarından dolayı hakimlerin kararlarına “bu kadarda olmaz” diye karşı çıkıyorlar.
 
     Oysa bu yüzleşmek için sadece bir başlangıç. Yapılan bunca zulme başlangıç yapmayı bile çok görenlerin geriye dönüp bakmalarını tavsiye ederim. Görülen davalarda ifade ettiğim gibi sadece hükümete yönelik olanı ele alınmış. Halklara, bireye; Kürdlere, Fırat’ın doğusuna hiç bakılmamışken kopartılan fırtınayı anlamakta halkın kahır ekseriyeti zorlanıyor.
 
     Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren 15 yıl Kürdleri ve azınlıkları katleden; 1960 yılından beri her on yılda bir darbe yapan; Başbakanları, binlerce muhalifi idam eden, işkence, toplu katliam yapan asker - sivil hakkında hiçbir soruşturma yapılmadı. Adalet önüne çıkması gereken yüzlerce suç ve suçlu varken; 3-5 askerin bunca suçtan değil de hükümete karşı işledikleri suçlardan ceza almalarını kabul etmeyenleri, yüzleşmek için olsa küçücük bir adım atılmışken fırtına kopartanları Allah’a havale ediyoruz.
 
     Eğer toplum olarak helalaşacaksak, hakikatlerin ortaya çıkmasını isteyeceksek; sadece 28 Şubat değil yaşanmış bütün haksızlıkların, zulmün ve katliamların üzerine giderek tarih ile yüzleşmek, adaletin yerini bulmasını sağlamak gerekmez mi?
 
     Tarihi geçmişimizde Ergenekon ve Balyoz buz dağının su yüzünde görünenidir. İnsan hakları ihlalleri, zulüm ve katliamlarla yüzleşirsek otoriter yönetimden demokrasiye geçeriz. 
 
     Belki o zaman bütün halklar birlikte özgür ve özgüven içinde, eşit yaşamak ve de demokratik bir gelecek imar etmiş olur. Sadece Ergenekon ve Balyoz değil 90 yıldır yapılan bütün haksızlık ve adaletsizlikler ile yüzleşmenin zamanıyken ayak diretiliyor.
 
     Ortadoğu’ya örnek, batı ve AB’nin çifte standartlarını çöpe atan demokratik yeni bir Türkiyeliler toplumu yaratmak istiyorsak geçmişimizle yüzleşmezsek geleceğimiz olmaz. Biz Türk, Kürd, Ermeni, Yahudi, Süryani, Sünni, Alevilerin 90 yılda yapılanlar adil sorgulanırsa belki o zaman helalleşmiş; arzu ve taleplerimize kavuşmuş oluruz. Bu olmadan barış olmaz.
 
     Bizler intikam peşinde değiliz. Bize yapılanın aynısı karanlık sürecin sahiplerine de yapılsın demiyoruz. Sadece adalet karşısına çıkartılmalarını, özür dilemelerini, hala yasal bir geçerliliği varsa hak edilen cezai müeyyidenin indirimli haliyle onlara uygulansın istiyoruz.
 
     Yani o zihniyet sorgulanmalı ki bir daha böyle bir süreç yaşamayalım. İlker Başbuğ’u yargılayan adalet Kenan Evren, Tahsin Şahinkaya ve yandaşları sivilleri de yargılamalı ki tarihin sırtımıza yüklediği kamburdan kurtulmuş olalım.
 
     Her zaman yazdım Cumhuriyet hükümetlerinden hiç birinin yapamadığını AKP yaptı. Ama kendisine yönelik olanlarla sınırlı kaldı. Peki ya Fırat’ın doğusu, faili meçhuller ne oldu? Sadece hükümeti tehdit edenleri cezalandırmak devasa soruna pansuman bile olamaz. 12 Eylül’ün hayatta olan 2 generalin davası ne oldu? Evlerinde servetleriyle keyif yapıyorlar.
 
     Diyarbakır zindanları, Berfo Ana’nın oğlu, 17 bin 500 faili meçhul, yakılan köyler, İdam edilen gençler, ceza evlerinde işkence gören, ölen; öldürülenlerin hesabı ne olacak? Bir Ergenekon ve bir Balyoz’u cezalandırarak helalleşin diyebilir misiniz?
 
     Ama hayır hiçbir Cumhuriyet hükümet ve devlet adamının Kürdlerle samimi, yürekten barışması ya da helalleştiğini görmeyeceğiz. Askerin zulmünü ortadan kaldıran Başbakan on bir yıllık iktidarında muktedir olunca zulüm gören İslami kesime haklarını kazandırdı. Peki ya Kürdler. Sünni oldukları halde Kürdler yerine El Kaide çetelerine destek olan bir zihniyet.
 
     Ya Kürdlerin insani hakları? Türkmenistan dönüşü alışıla gelmiş meşhur uçakta basın sohbetinde; Hewler’de yapılacak Kürd Konferansı için demiş ki “ Kendilerine çok açık söyledik münasebetlerimizi etkileyebilir. Ülkemizin bölünmesine vesile olabilecek adımlarda münasebetimizi kesinlikle gözden geçiririz.”
 
     Bu gözdağından sonra da gazetecilerin “anadilde eğitimin önü açılıyor mu?” sorusuna da “Hayır yok. Özel okullarda da yok. Biz, ülkemizi bölecek konular üzerinde AK Parti olarak adım atmayız. Biz zaten okullarda anadili öğrenme imkanı sağladık. Ama anadil ile eğitimin önünü açarsanız resmi dili zedeletiriz” dedi.
 
     Kürd halkının 4 parçadaki önderleri ve barış görüşmeleri yaptıkları Öcalan defalarca “bölünme yok” dediler. Başbakan bölünme paranoyasını kafasından atması için nasıl bir güvence istiyorsa Kürdlerden çıkıp açıkça onu istesin. O zaman coğrafya rahat bir nefes alsın.
 
     Barış yaparken bile zulümde sınır tanımayan zihniyet kalkmalı. Kürd halkında zerre kadar feraset, akıl, fikir varsa bu zihniyete karşı tek çıkış yolu birliğini sağlayarak sonuna kadar mücadele etmesidir. Ama silah ve şiddet yoluyla değil. Çünkü şiddet Kürd halkına ve diğer masum insanlara zarar veriyor, kapanması mümkün olmayan yaralar açıyor.
 
     Demokratik hak aramanın doğru ve yasal yollarını kullanarak tepkisini ve direncini kullanabileceği en yüksek perdede dile getirerek sürekli hale getirmesidir. 1, 3  kaç yıl sürerse sürsün; hak alana kadar devam etmektir. Zira devlet, hükümet kendiliğinden yaptığı zulümden asla vazgeçmez. Zulmü bizzat halkın direnci, inancı, imanı, birlik ve beraberliği durdurarak adalet sağlanabilir. Unutmayalım ki “hak verilmez, alınır.”
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.