1. YAZARLAR

  2. Yıldıray OĞUR

  3. 13 yıllık bir Benjamin Button hikâyesi
Yıldıray OĞUR

Yıldıray OĞUR

Türkiye Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

13 yıllık bir Benjamin Button hikâyesi

A+A-

AK Parti bugün 13 yıl sonra ikinci genel başkanını seçecek. Ve bu genel başkan Millî Görüş geleneğinden ‘Yenilikçi Hareket’le kopup AK Parti’yi kuran ilk kuşaktan bir AK Partili değil.

Bu sadece lider ölçeğinden bir tepede değişiklik değil, 3 dönem kuralıyla AK Parti 2015 seçimlerinde vitrinini de yenileyecek.

Bir partide ikinci kuşağın, bir tasfiye olmadan yönetimi devralması, ciddi bir kurumsallaşma, siyasi bir geleneğin, kalıcılığın işareti.

Hâlâ karşılarındaki şeyi geçici bir heves, bir liderden ibaret sönümlenecek bir varlık zannedenler, hâlâ bir paşa gelecek, bir savcı çıkacak, bir mahkeme kurulacak, bir deprem olacak, bir ekonomik kriz patlayacak, bir isyan çıkacak, birbirilerine düşecekler, diye bir umut bekleyenler için bunda çok ibretler var.

Bu kalıcılık tesadüf değil.

AK Parti zeitgeisti en iyi okuyan siyasi hareket.

Mevcut siyasi kadrolar içerisinde AK Parti kadar hücrelerini yenileyen bir parti olmadığı gibi, siyasi bir hareket de yok.

31 yaşında Refah Partisi’nin İstanbul İl Başkanı olmuş Erdoğan’ın gençlik yıllarından orta yaşına kadar neredeyse ömrünün yarısında üzerinde taşıdığı Millî Görüş gömleğini çıkarmasına yakın bir öz eleştiriye solda teşebbüs edenlere hâlâ dönek, liboş denip arkalarına teneke takılıyor.

Bunun konjonktürel bir değişim, içselleştirilmemiş bir takiyye olduğunu düşünenler herhalde Millî Görüş’ün lideri Erbakan’ın ömrünün son yıllarında Erdoğan’ı ve AK Partilileri "Siyonizm’in kasiyeri" bile ilan ettiğini hatırlayacaklardır.

AK Parti, bu aralar Gül merkezli tartışmalarda anlatıldığı gibi, kuruluşunda liberal, uzlaşmacı, değişimci, demokratikleşmeyi, AB’yi savunan bir partiyken sonradan otoriterleşmiş, İslamcılaşmış, değişim ve demokratikleşme iddiasından vazgeçmiş, yaşlanmış, statükoya, Ankara’ya teslim olmuş bir parti değil.

Tam tersine, AK Parti’nin dönüşümü, Benjamin Button’ın dönüşümü gibi.

Kuruluşundan 2007’lere kadar Kıbrıs meselesi dışında statükoyla karşı karşıya gelmemiş, askerî vesayet düzeniyle gücünü bölüştürüp, birlikte yaşamanın yollarını bulmaya çalışan, Kürt meselesinde neredeyse hiçbir adım atmamış, 2005’te bugün yaşadığımız pek çok antidemokratik uygulamanın sebebi olan Terörle Mücadele Kanunu’nu, 2007’de Polis Vazifeleri ve Salahiyetleri Kanunu’nu çıkarmış, seçmenlerinin en temel talebi olan başörtüsü meselesiyle ilgili bile hiçbir şey yapmamış partiydi. Güç dengeleri lehine değildi ve birileri tarafından AK Parti’nin bu yıllarının altın çağ olarak kodlanması, “o zamanlar biz de destekliyorduk” diye hatırlanması, o günlerdeki Erdoğan’ın uzlaşmacı, liberal, uzlaşmacı bulunması sürpriz değil. Askerin, bürokrasinin hükümet koalisyon ortağı olduğu, güç dengelerinin demokratik olmadığı zamanlardı. AK Parti de güç toplamak için, siyasi oportünizmle siyasetini kalkınma ayağına dayandırmayı tercih etmişti.

AK Parti esas reform çizgisine 2007’den sonra, e-muhtıraya verdiği cevapla statükoyla, onun bürokrasi ve medyadaki ayaklarıyla kurduğu suni dengeyi bozarak girdi.

Ama 2007’yle açılan dönem de AK Parti’nin altın çağı değildi. AK Parti hâlâ acemi, ergen bir aktör olarak statükoyla mücadele etti. Değişim denemeleri genelde başarısızlıkla sonuçlandı, hatta yeni sorunlara neden oldu. O yüzden askerî vesayetle başlayan kavga bir cemaat vesayetinin yolunu açtı, başörtüsü yasağını kaldırmaya çalışılırken az kalsın parti kapatılıyordu, Kürt sorununu çözmeye çalışırken, Habur fiyaskosu oldu, KCK tutuklamaları, karşılıklı güven sorunları, 30 yıllık savaşın en büyük kayıpların verildiği çatışmalara yol açtı.

Ama AK Parti bütün bu yenilgilere, hayal kırıklıklarına rağmen statükoya teslim olmadı. Bütün sorun alanlarındaki statükoların üstüne gitti. Oslo Süreci bitti, doğrudan Öcalan’la görüşmeler başlatıldı. O görüşmelerden sonuç alınırken, Silvan yaşandı, Devrimci Halk Savaşı başlatıldı, ama günün sonunda AK Parti güvenlik politikalarına dönmedi, siyasi çözüme asıldı. Herkesin en fazla aracılarla çözümü beklediği sağ-muhafazakâr seçmenin oy verdiği bir parti, Öcalan’la görüşüp, Anayasa’daki Türk Vatandaşlığı tarifini Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı yapmayı siyaset olarak benimsedi, Türkiyelilikten bahsetti, Irak’ta bağımsız Kürdistan’ı tanıyacak noktaya geldi.

En liberallerin bile hizmet alan hizmet veren formülüne tav olduğu başörtüsü sorununu başörtülü kadınlara kamunun kapılarını açarak radikal bir biçimde çözdü.

Askerî vesayete, cemaatle kavgada bile taviz vermedi. Kemalist derin devletten sonra, İslami bir cemaati karşısına almaya cesaret ederek cemaatin derin devletine de savaş açtı. Demokrasiyi, yargıyı ve en ilginci laikliği devleti ele geçirmeye çalışan bir dinî cemaate karşı korudu.

Bütün bu değişimleri sermayeyle, medyayla masaya oturmayan, aşiretlerden aday göstermeden, dinî cemaatlere sırtını dayamadan, gerektiğinde Suriye’de, Mısır’da, Gazze’de Batı’yı da karşısına almaya cesaret ederek yapan olgun bir parti artık AK Parti.

Ama AK Parti olgunlaştıkça ancak genç insanların cesaret edebileceği ‘delilik’lere imza atıyor.

Bundan 6 yıl önce 1915 için özür dileyen aydınlar, Erdoğan’ın 99. Yıldönümünde katliamda hayatını kaybedenler için taziye yayınlayacağına herhalde inanamazdı. Ya da azınlıkların el konulmuş mallarını iade edeceğine…

Bundan 6 yıl önce Kenan Evren’in müebbet cezası alacağına, darbecilerin adlarının sokaklardan indirileceğine, 'Andımız’ın kaldırılacağına, Başbakan’ın Dersim için özür dileyeceğine, Diyarbakır Dağkapı Meydanı’na Şeyh Said’in adının verileceğine de kimseyi inandıramazdınız.

Sadece dünkü birkaç haberi hatırlayalım; Öcalan 1 Eylül’de görüntülü mesaj yayınlayacak. Devlet, Mahsum Korkmaz heykelinin indirilmesinden sonra ayaklar altında poz verilmesiyle ilgili soruşturma açacak, Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbantyan Erdoğan’ın yemin törenine gelecek…

13 yılda AK Parti, üzerinden yüklerini attıkça rahatlayan, reform adımlarını daha hızlı atmaya başlayan, özgüveni artan bir parti oldu. Önce Millî Görüş gömleğini, sonra askerî vesayeti, milliyetçi-sağcı refleksleri, ardından komplocu, milliyetçi cemaati ve demode, tartışmaya kapalı bir değişim ajandasını dayatan bazı eski laik müttefiklerini...

Şimdi de kongreyle parti kabuğunu değiştiriyor. Kuruluş yıllarının tedirgin, uzlaşmacı, idare-i maslahatçı, devletçi refleksleri daha gelişkin olan kadroları, yerlerini daha özgüvenli kadrolara bırakıyor. Tasfiyenin ardından şimdi inşa süreci başlıyor. Bu dönemde AK Parti Gezi, 17 Aralık süreçlerinden miras reformlara bağlılık, millî iradeyi koruma gibi refleksleri atının terkisine atıp, kavga için biriktirdiği cephanenin yüklerinden de kurtulmalı… Yeni Türkiye daha çok eleştiren, daha çok birbiriyle konuşan ve melezleşen bir Türkiye olmalı.

13 yılın sonunda AK Parti, Benjamin Button gibi gençleşti, daha radikal, daha reformcu bir parti hâline geldi. Beyaz Türklerin pek entelektüel bulmadığı Erdoğan, koltuğunu ülkenin en saygın profesörlerinden birine terk ediyor.

Bu yeni AK Parti’nin karşısında ise zihnen epey yaşlanmış, huysuz ihtiyarlar gibi söylenen, bunca olay arasında en büyük meselesi yaşam tarzı olan,  Ermeni Dışişleri Bakanı’nın yemin törenine gelmesi değil, Çankaya’da bundan sonra içki servisi olup olmayacağıyla ilgilenen bir emekliler kahvehanesi var. Eli böğründe barış bozulsa, savaş çıksa diye bekleyeni, “mahkemelerden kaçamayacaksınız” diye bıçak sallayanı, ülkesini “IŞİD'çi” diye yurt dışına ihbar edeni, “Yeni Türkiye’ye karşıyım” diye bağıranı, her gün Menderes’in akıbetini hatırlatanı, günün sonunda dönüp dolaşıp kendini arkaik solun, cemaat polislerinin kollarına atanı, “AK Partilerle aynı ülkede yaşamak istemiyorum” diye isterse bunu rahatlıkla gerçekleştirebileceğinin farkında olmadan cozutanı…

Benjamin Button gençleştikçe yalnız kalmıştı değil mi? Yeni AK Parti’nin yalnızlığının çaresi de gençleşen bir muhalefet… Onun için şimdilik söylenebilecek en rasyonel şey ise şu görünüyor: Nasip, kısmet...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.