1. YAZARLAR

  2. Cafer SOLGUN

  3. 12 Eylül Utanç Müzesi
Cafer SOLGUN

Cafer SOLGUN

Taraf Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

12 Eylül Utanç Müzesi

A+A-

Bizim” öykümüz, biraz da bugünlerimizin temellendirdiği geleceğimizin öyküsüdür diye düşündüğüm için, bazen “kişisel” gibi görünen yazılar yazıyorum. Yazmamı isteyen arkadaşlarımdan, aynı ya da benzer duygu ve duyarlılıkları paylaştığım okurlarımdan gelen istemleri görmezden, duymazdan gelemeyeceğim için...

Geçtiğimiz günlerde 22 Eylül’de sona eren “12 Eylül Utanç Müzesi” Sergisi’ne gittim. Düzenleyenler, Devrimci 78’liler, arkadaşlarımdı. İtiraf edeyim, bu sergiye gitmek için değil de adeta gitmemek için bahaneler ürettim kendime. Bunu kendime itiraf etmem zaman aldı, gitsem, üzülecektim, hatırlayacaktım, ağlayacaktım... Ama gitmesem, orada resimleri, elbiseleri, kişisel eşyaları, son mektupları sergilenen arkadaşlarıma karşı sanki bir suç işlemiş olacaktım. Kendimi tanıyordum; gittim. Ağlayacağımı biliyordum; gittim. Duygu ve düşüncelerimi soranlara bir şey söyleyemeyecektim; gittim. Ziyaretçi defterine bir şey yazamayacaktım ellerim titrediğinden; gittim. Gittim ve daha kapıdan girer girmez, kendimi bir zaman tüneli içinde buldum...

Kaybedilen” arkadaşlarımız... İşkencede öldürülen arkadaşlarımız... İdam edilerek öldürülen arkadaşlarımız... Açlık grevlerinde, ölüm oruçlarında hayatını yitiren arkadaşlarımız... “Çatışmalarda” öldürülen arkadaşlarımız... Bizim için 12 Eylül buydu; işkenceciydi, katildi,faşizmdi...

Ama 12 Eylül sadece faşizm değil, direnen insanlığımızdı aynı zamanda, onurumuz ve geleceğimize duyduğumuz inançtı. İnanç, evet, çırılçıplak bir inanç...

Açık ve dürüst olmak gerek, inandığımız, umut ettiğimiz gibi bir geleceği olmadı ülkemizin. Ama işkenceci faşist darbeye, cuntaya karşı insanlığımızın ve ülkemizin, halklarımızın geleceği adına direnirken, bizim iddiamız, sağcı, solcu, dinci vb. gibi herhangi bir ayrım gözetmeden “faşist cunta 45 milyon halkı teslim alamayacak” idi. Sıkıyönetim mahkemelerine verdiğimiz dilekçeler tanıktır. Varsın “halkımızın” umurunda olmasındı; bir gün korkularını yenecekti elbet...

Bazı medya erbabı arkadaşlar, ülkemizin darbelere, askerî vesayete karşı çıkma tarihini AK Parti’li yıllarla başlatıyorlar. Bunu, bazı “sol” iddialı, benim “ulusolcu” tabir ettiğim marjinal grupların mevcut duruşlarını öne çıkarıp sol’a karşı toplumda zaten var olan alerjiyi canlandırmaya çalışarak yapıyorlar üstelik. Slogancı yaklaşımların âlemi yok; bugün iktidar alternatifi bir kitlesel sol hareket yok ülkemizde. O hâlde neden sahici bir “alternatif” olmaktan büyük ölçüde kendi hastalıkları nedeniyle uzak olan “sol” düşünceye bu denli ciddi bir düşmanlık empoze ediliyor? Bu sorunun kısa yanıtı, sanırım, demokratik, özgürlükçü bir sol düşüncenin, mevcut devlet ve sistemin haksızlık ve adaletsizliklerine karşı en ciddi alternatif olma potansiyeli taşımasıdır.

Ortada bu tür bir gelişen “sol” hareket yok. Ve ben de bütünüyle “siyasetler üstü” bir pozisyonda bunu ifade ediyorum. Ama her şey de gündelik siyasal düzlemde “güç” olmakla ilgili değil. Bazı şeyler ahlakidir ve günümüz şartlarında sözcüğün en sahici manasında sol olmak, solda olmak, reel politikada somut bir karşılığı olmasa da, ahlaki, vicdani bir protestodur.

12 Eylül Utanç Müzesi Sergisi, siz bu satırları okuduğunuzda, kurulduğu yerden toplanmış olacak. 12 Eylül faşizmine boyun eğmeyen yüzlerce devrimcinin resimlerini, son mektuplarını, bazısı kanlı kişisel eşyalarını toplarken, biliyorum, Yılmaz, Zeynep, Şükran ve diğer arkadaşlarım, her defasında olduğunca, gözyaşlarına hâkim olmayacaklar...


Toplumun darbelere karşı olmaklığının tarihi, bu ülkenin devrimcilerinin direnişiyle paralel bir tarihtir. Bu tarihi kendileriyle başlatanlar unutuyorlar; gerçekler inatçıdır ve bir gün elbet karşılığını bulacaktır...

 

Önceki ve Sonraki Yazılar